15 Temmuz 2008 Salı

Kum Boncuklu Takı Modeli


Malzemeler:Yaklaşık 19 tane 4mm’ lik küp boncuk.(Merkezlere koymak için)Yaklaşık 38 tane 4mm’ lik yuvarlak boncuk.11.0′ lık kum boncuklar.12′ lik iğne.Uzun bir ip.
Bu çalışma bayağı ip gerektiriyor. Çalışma bitmeden ip bitebilir dikkatli olun.


12 Temmuz 2008 Cumartesi

Pırlanta İşlemeli Takılar





























Birkaç Takı Tasarımı






Birkaç Takı Tasarımı

Estetik Takı Modelleri






Birkaç Örnek Daha. Şık Kolye ve gerdanlıklar



Gümüş Takılar



Gümüş Takılardan Birkaç Örnek


Karat Nedir

Karat Nedir
Karat Ağırlığı
Karat pırlantanın ağırlığını ifade eden ölçü birimidir. Elmas’ın ilk bulunduğu yer olan Hindistan’da keçiboynuzunun çekirdeği esas olarak alınır ve 1 karat 200 miligram ağırlığındadır (yani 1 gramın beşte biri kadar hafif).
Mücevher sektöründe genellikle 1 karattan daha düşük ağırlıkta taşlar satılmaktadır. 1 karat 100 puan olarak belirlenir. Yarım karat 50 puandır ve 0.50 ct şeklinde yazılır. Yandaki resimde pırlantaların birebir büyüklükleri ve karat numaraları gösterilmiştir.Bir taşın ağırlığı ile büyüklüğünü karıştırmamak gerekir. Aynı karat ağırlığındaki iki pırlantanın fiyatı diğer 3C özelliğine göre (berraklık, renk ve kesim) aynı olmayacaktır.Ağır ve büyük pırlantalar zor bulunduğu için pırlantanın değeri de karat ağırlığıyla orantılı olarak artmaktadır. Ancak pırlanta alırken en büyük pırlantanın en iyisi olacağı düşüncesinden kesinlikle kurtulmanız gerekir. Bir pırlantanın değeri büyüklüğüne göre değil rehberimizde detaylarıyla anlattığımız 4C özelliğine göre belirlenir.

Kadınlar neden 'tek taş' gördüklerinde yüzüne far tutulmuş ceylanlar gibi donup kalırlar?

Kadınlar neden 'tek taş' gördüklerinde yüzüne far tutulmuş ceylanlar gibi donup kalırlar?
Kadınlar neden tek taş yüzüğü sosyal kimliklerinin bir ifadesi olarak görürler? Nil Karaibrahimgil'in pek popüler sözde feminist şarkısı da bunun somut bir göstergesi değil mi?Yüzlerinde asılı ebleh gülümsemelerle, tek yeteneği bu olan kadın ve adamların oynadığı 'romantik-komedi'(?) Amerikan filmleri ve küçük Emrah bakışlı mazlumları konu alan Brezilya dizilerinden öğrendiğimiz kadarıyla evlenme tekliflerinin olmazsa olmazıdır tek taş. Pırlantası ne kadar iri ne kadar parlak olursa o kadar makbuldür.Tabii bir de ne kadar çok olursa... Dudaklar ısırılır, çaktırmadan tek gözle, yan bakışlarla süzülür ve sonra mutfakta kendisininkiyle aynı büyüklükte tek taşı olan birine küçülten bir ifade ile fısıldanır: "Filancanın yüzüğünü gördün mü? Tek taş değil, tek kaya mübarek!"Doğruya doğru; evlenmeye hazırlanan ya da zaten evli olan kadınların gururudur 'tek taş'. Film klişelerinde, kuyumcu reklamlarında ve en nihayetinde altın günlerinde, sosyal statü göstergesi olarak sunulan bu pırıltılı yüzükleri gören her kadının zaten kısa olan (Ne yapalım saçımız uzun ya!) aklı daha o anda uçup gidiverir. Büyülenip kalırlar. Diğerleri. Tek taşları küçük olanlar. Hele hiç olmayanlar... Sus pus. Çünkü su küçüğündür de; söz, tek taşı en büyük en parlak olanındır altın günlerinde.Evli, evlenmeye niyetli kadınların içine düştüğü bu içler acısı haset hali yetmezmiş gibi, şimdi de popüler kültürün parıltılı isimlerinden Nil Karaibrahimgil çıkmış "Sağ eller havaya/ pırlantalar buraya/ tek taşımı kendim aldım/ tek başıma kendim taktım/ girmesinler havaya" diyor ve tek taşı modern kadının bağımsızlık sembolü olarak sunuyor. Gülelim bari!Ağlanacak halimize...
Tek taşın sembolik tarihiKadın, hiçbir şeyi boşuna yapmaz... Yapmaz da kimilerince "blood diamonds/kanlı pırlantalar" olarak addedilen tek taşa bu denli düşkünlüğünün kaynağı nedir o zaman?Tarih kitaplarını şöyle bir karıştırdığımızda Hintli simyacıların temelde ölümsüzlük ve mutlak gerçeğin bir ifadesi olarak gördükleri pırlantayı, aynı zamanda 'Felsefecinin taşıyla' özdeşleştirdiklerini anlıyoruz! Doğu Avrupa geleneğinde ise pırlanta yabani hayvanları, hayaletleri ve gecenin terörünü uzaklaştıran bir kalkan olarak kabul edilirmiş. İçinde masumiyeti, bilgeliği ve sadakati taşıdığına inanılırmış. Dediğim gibi kadınlar hiçbir şeyi boşuna yapmaz!Yine Rönesans döneminde yaşayan ünlü İtalyan Medici ailesinin sembolü bir "tek taş pırlanta yüzükmüş". İngilizce'de "diamond" olarak geçen ve kaynağını diamante'den alan pırlanta, aslında "dia-tanrı" ve "amante-sevgi" sözcüklerinden türetilmiş. Medici ailesi de sembol olarak benimseyip Tanrı'ya olan bağlılıklarını bu şekilde ifade etmiş. Ailenin bu sembolü babadan oğula geçer ve her oğul kendinden bir şey eklermiş, bilgeliğin ve zaferin sembolü olarak kabul ettikleri bu tek taş pırlanta figürüne.
Taş gibi hatuna tek taşZamanla, vahşi batıda tek taş erkek tarafından nişan yüzüğü olarak verilir olmuş. Yani bu yüzük erkeğin aşkının, sonsuz sadakatinin (!) bir nişanesi halini almış!Bu tür davranışlar bizim geleneğimizde olmamasına rağmen, son yıllarda "kopyala-yapıştır" mantığını bir gelenek haline getirmiş olmamızdan olsa gerek, pırlanta yüzükler biz de pek rağbet görür oldu.Tek taş, artık hemen her kültürde iki kişinin hayatını birleştirmesinin bir sembolü olarak kabul ediliyor. Hatta "tek aşk, tek taş" gibi bir anlam da yükleniyor ki, aşkın ya da ilişkinin büyüklüğünü taşın büyüklüğü ve parlaklığı ile ölçmeyi kaçınılmaz hale getiriyor.Bazı kültürlerde de pırlanta yüzük kadınlara evlat sahibi olduktan sonra takdim ediliyor. Bunun iki sebebi var. Birincisi erkeğin, mirasını aktaracağı çocuğu doğuran kadını yüceltme isteği. Diğeri ise pırlanta değeri kaybolmayan bir ziynet olduğundan, eve ekmek getiren erkeğin başına bir şey gelirse bu yüzük çocuk için bir ekonomik güvence olabilir. Bu açıdan bakıldığında tek taşın gördüğü ilginin ardındaki ekonomik nedenleri de sezinlemek mümkün.
Sağ elin işaret ettiğiErkek dünyası içinde varolagelen "para ile kadın satın alma'' alışkanlığının bir devamıdır tek taş. Çok mu sert oldu? Tek taş sertliğinde mesela?Tarihsel açıdan bakıldığında, tek taş, ataerkil sistemin gelişimi ile bir kadın ve bir erkekten oluşan evlilik kurumunun icadı sonucu girer yaşamlarımıza... Çocuğa düşecek mirasın biyolojik olarak hak edilmiş olduğunu garanti altına almak amacıyla, kadının sadece tek bir erkekle birlikte olmasına izin verecek koşullar oluşturulur önce. Ataerkil babanın toprağını bırakacağı oğlunun öz olduğundan emin olabilmek için, dini ve ahlaki değerlere dayalı bir sistem inşa eder. Kadını onun içine hapseder. Evliliğe yani. Bunun son halkası ve sembolü olarak da parmağına tek taşı geçiriverir. Erkeğin kadının mülkiyetine (!) hakim olduğunu gösterecek ve boyna takılacak bir tasmadan çok daha yaratıcı ve şık olduğunu kabul etmek lazım! Karamizah bir yana, tek taşın ekonomik bir güvence olduğu açık ve bu açıdan son derece anlamlı, yararlı. Bir nevi, bizdeki 'yüz görümlüğüne' karşılık geliyor diyebiliriz sanırım.Elmas, pırlanta üretiminin nahoş sosyo-politik sonuçları ve tüketim toplumunun dayatmalarını da bir kenara koyacak olursak, tek taş sertliği ve tekliği ile de son derece fallik bir imge değil midir? Kusursuzluğun bir sembolü olarak görülmesi ve Medici ailesinde babadan oğula geçmesi de ayrıca ironik... Tüm bunları aklımızın içinde şöyle bir evirip çevirince şu soruyu sormak farz oluyor: Kadının mülkiyet hakkını teslim ettiği tek taş nasıl oluyor da, sağ ele takıldığında sosyal sistemde bir kimlik sunumu olarak çıkıyor karşımıza? Bağımsız ve kariyer sahibi kadınının sembolü! Yanılmıyorsam, birkaç yıl önce De Beers "Sol el erkeğin kadına verdiği pırlantayla süslenir ancak sağ elimiz bizimdir" temalı reklamlar üretmişti... Halbuki Jung, bireyleşmenin, ötekilerin papağan vâri taklidini dışarıda bıraktığını söyler.
Sağ elde tek taşYüzük başlı başına bir itaat ifadesi iken (Hıristiyanlıkta yüzükler gönüllü bağlılığın sembolüdür ya da bağlı olunan kurumu işaret eder.) modern kadın sağ eline taktığı tek taşla kime ya da neye bağlılığını gösterir dersiniz? Hangi iktidara? Kapitalist olana olabilir mi acaba?Psychology Today dergisinde yılbaşında yayımlanan bir makalede artık evli olmayan kadınların da "normal" kabul olduğu gerçeğine dikkat çekilirken, De Beers'in söz konusu reklamına ("Sol eliniz iki kere düşünür. Sağ eliniz ise ikinci bir kez düşünmeye inanmaz. Sol eliniz talimatları izler. Sağ eliniz sezgilerine güvenir" diye uzayıp giden reklamına) değiniliyor. "Aslında, hepimiz (kadınlar) bekar olsak elmas endüstrisinin çok hoşuna giderdi. Bağımsız bireyliğimizi vurgulayan birer korna olarak koşup tek taş alırdık çünkü" diye bitiyor makaleyi.Eller havaya neslinin üretimi feminizmin, ancak "Sağ eller havaya" diyecek derinliğe sahip olacağı açık değil mi? Şaşırmamalıyım aslında. Hem, elalem ne der sonra?Dip not: Aman, sayfayı sağ elinizle çeviriniz...

Bir hikaye pırlanta

Bir hikaye pırlanta
Küçük çocuk, deniz kenarında gördüğü yassı bir taşın güzelliğine hayran olmuştu. Mutlaka bir mücevherdi bulduğu. Şekli de bir insan kalbi gibiydi. Üstelik parıl parıl parlamaktaydı.
Çocuk, taşı avuçlayıp eve koştu. Ve onu büyük bir heyecanla babasına uzattı. Adam, yavrusunun soğuktan morarmış avucundaki taşın, birbirine sürtüldüğünde kıvılcım çıkaran bir çakmak taşı olduğunu hemen anladı. Fakat bunu ona söylemedi. Küçük çocuk, rüyalarını süsleyen bisiklete kavuşmak için elindeki taşı satmak istiyor ve o paranın bir bölümüyle bir de top alacağına inanıyordu. Fakat babası buna yanaşmıyordu.
Çocuk, işin kendisine düştüğünü anladığında, tatilde simit sattığı çarşıya gitti. Kuyumcu vitrinleri, göz kamaştıran ışıkların aydınlattığı altın kolyelerle doluydu. Bir de, elindeki taşın çok daha küçük olanlarıyla süslenen pahalı yüzüklerle. Çocuk en gösterişli mağazayı gözüne kestirdikten sonra, bir süre vitrin önünde bekledi. İçeride, dükkan sahibi olduğu anlaşılan bir adam vardı. Müşteri olarak da kürk mantolu bir hanım. Küçük çocuk biraz sonra içeri girdi. Ve cebinden çıkardığı taşı dükkan sahibine uzatarak: "Bu pırlantayı deniz kenarında buldum efendim. Eğer isterseniz size satarım." Dedi. Adam taşa uzaktan bir göz atıp: "O sadece basit bir çakmak taşı. Bütün sahil o taşlarla doludur." Dedi. "Hayır!" diye atıldı küçük çocuk. "İsterseniz ıslatın, ne kadar parladığını göreceksiniz." Dükkan sahibi, zengin müşterisini kaçırmaktan korkuyor ve çocuğu kolundan tutup atmayı planlıyordu. Kadın onun niyetini sezmişti. Çocuğun taşına yakından bakıp: "Tam istediğim şey!" Diye gülümsedi. "Onu bana satar mısın?" Küçük çocuk, taşının gerçek değerini anlayan biriyle karşılaşmış olmaktan son derece mutluydu. Kadının cebine doldurduğu paralar ise, aklını başından almıştı. Defalarca teşekkür ettikten sonra, koşarak uzaklaştı.
Kadın, elindeki taşı kuyumcuya vererek ona bir zincir takmasını istedi. Belli ki mücevher gibi taşıyacaktı. Dükkan sahibi, yapmış olduğu ikazı anlamadığı için, kadının aldandığını düşünüyordu. Bu yüzden: "Söylemiştim, ama tekrar edeyim! Satın aldığınız şey basit bir taştır." Kadın, önce pırlanta kolyesine, daha sonra da yüzüğüne bakarak: "Zannetmiyorum!... O taş bence bunlardan daha değerli, çünkü küçük bir çocuğun ümidini taşıyor..." dedi.

his ve hayal dünyasını gıdıklayan pirlanta tektas

his ve hayal dünyasını gıdıklayan pirlanta tektas
Sarı burma hislere yenildiYeni jenerasyon 'menkul değer öğütleri' değişiyor. Klasik ebeveyn nasihati 'Kolunda bir bileziğin olsun', çoktan 'Parmağında tek taşın olsun'a döndü. Dünyada uzun yıllardır bir yatırım aracı olarak algılanan pırlanta, altından başka 'kaynak' tanımayanların da kanına girdi. İstatistikler önümüzdeki 10 yılı 'pırlanta dönemi' olarak işaret ediyor.20 yıl öncesinin biriciği altın, son yıllarda tüm dünyada güç kaybetti. Pırlantaya olan eğilimse altının düşüşünden de kuvvetle, her yıl katlanarak yükseliyor. 2005 yılı verilerine göre, pırlantalı mücevher pazarı yaklaşık yüzde 25 büyüdü; 2006 verileri henüz resmi olarak belirlenmemiş olsa da ortalama yüzde 10-15 büyüme öngörülüyor.İstanbul Kuyumcular Odası Başkanı Alaattin Kameroğlu, Türkiye'de altına talebin düşüşünü, dünyadaki genel eğilime bağlıyor. Son iki yılda altın fiyatlarının ons bazında 400 dolardan 750 dolar seviyesine çıktığını, bunun dünyada altın takıya karşı talep daralması yarattığını söylüyor.Tabii bu gelişmeden Türk kuyumculuğu da nasibini almış. 2006 yılı işlenmiş altın ihracatı yüzde 40 civarında azalmış. 2005 yılında Türkiye'ye İstanbul Altın Borsası kanalıyla 269 ton altın ithal edilirken, bu miktar 2006 yılında kasım sonu itibarıyla yaklaşık 180 ton civarında gerçekleşmiş.İşte altına ait bu hazin veriler, geçmiş yılların en 'ayar'lı ve havalı madenini tahtından indiriyor. Boşalan yeriyse her yıl katlanan popülaritesiyle pırlanta dolduruyor.Peki, hem bir yatırım aracı hem de sahip olma dürtüsünü kamçılayan bir değer olarak pırlantanın insanlarda yarattığı bu histerik durumun açıklaması nedir? Cevap basit. Zaten kendinden kıymetli ve her zaman alıcısı olan bu manalı taşı dünya çapında daha da destekleyen, pazarlama stratejileri.

'Duygusal' stratejilerKadınların pırlantaya karşı dizlerinin bağı eskiden beri çözülüyor zaten. Ancak son yıllarda başta Diamond Trade Company (DTC) olmak üzere tüm pırlanta üreticileri ve satıcıları bu taşın duygusal anlamına yoğunlaşmış durumda. DTC'nin pırlanta seçimiyle ilgili verdiği bilgilerin başında 'Hiçbir mücevher duyguları ve yaşamın önemli anlarını bir pırlanta kadar mükemmel anlatamaz ve simgeleyemez' cümlesi var.Pırlanta konusunun piri De Beers Grubu'nun pazarlama kolu DTC, dünyanın en büyük ham elmas kaynağı. Taşın duygusal yönlerini; 'aşk sembolü' olarak değerini, ışıltısını, mistik tarihi önemini ve kalıcılığını ön plana çıkararak pazarlıyor. Bu derin duygusal anlam da kadınları kalplerinin ortasından vuruyor.Alaattin Kameroğlu'na göreyse pırlantanın yükselişi hem ekonomik, hem sosyolojik gelişmelerle gerçekleşti. Ekonomiye de bağlı çünkü, pırlantaya yönelen tüketicinin alım gücü yükseldi. DTC'nin pırlanta üzerine çalışmaları, düzenlediği kampanyalar ve tanıtım atakları nihai tüketiciye yeni tasarımların tanıtılması, pırlantanın kadınlar üstündeki manevi etkisinin yaratılan imajlarla güçlendirilmesi, evlilik seremonisinin Batı geleneklerine yaklaşması, talebin de gözle görülür artışını sağladı.Bilinenin aksine, pırlanta satılırken alış değerinin çok altına giden bir değerli taş değil. DTC'nin Türkiye Pırlanta Bilgi Merkezi Müdürü Şebnem Balkan'a göre bu, tamamen taşı nereden aldığınıza bağlı. Eğer güvendiğiniz bir kuyumcudan alışveriş yapar ve taşın özelliklerini belirten bir sertifika da alırsanız hiç sorun yok. Böylesi bir güvenilir kurum size o taşı geri verdiğinizde yüzde kaç düşüğüne alacağını satış aşamasında belirtiyor ve hatta sertifikaya yazıyor. Kaybedilen sadece işçilik değeri oluyor, ki bu altın takılarda da geçerli. Özellikle tek taş gibi iri pırlantalı bir takıdaki kayıp minimum. Bu da pırlantanın iyi bir yatırım aracı oluşunu körüklüyor.

İstanbul, Dubai olabilir!
Şüphesiz önümüzdeki yıllarda da pırlantanın Türkiye'deki popülaritesi giderek artacak, dünyadaki gelişmelerle paralellik gösterecek, hatta bu yükseliş çok ciddi bir ivme kazanacak. Türkiye, Dubai gibi pırlanta ticareti konusunda önemli bir merkez olabilir ancak şimdilik önünde vergi engeli var. Alaattin Kameroğlu bu konudaki saptamaları üstünden, önemli eksiklere ve anlayış temelli yanlış uygulamalara dikkat çekiyor:"İstanbul'un bu bağlamda bir Dubai pazarı gibi yoğunlukta olabileceğini tahmin ediyoruz. Ancak bunun için uygun koşulların oluşturulması mutlak gereklilik. Çünkü halihazırda pırlantadan alınan yüzde 20 ÖTV, İstanbul'un büyük pazar olmasının önünde en zorlu engel. Bu, yüksek bir potansiyel taşıyan istihdama da mani oluyor. Sektörün çok özellikli bir durum arz etmesinden dolayı, bu verginin sektörün ülke ekonomisine yapacağı katkı gözetilerek sıfırlanması, sektörün kayıt altına girmesine de tahminlerin üstünde katkı sağlayacak. Bu sebeple 'ticaret erbabı' mantığıyla yapılacak düzenlemelerle müteşebbisin önü açılacak ve ülke ekonomisi çok güçlü bir daldan büyük katkı alacak..."Pırlanta mı, elmas mı?
Elmas madenin genel ismi, pırlanta ise işleme tarzının adı.

Elmas neredeyse tamamen saf karbondan oluşuyor. Grafit ve kurşunkalem yapmakta da kullanılan dünyanın en bilinen maddelerinden biri olmakla beraber, çok nadir şartlar altında ve milyarlarca yıl sonunda dünyanın en kıymetli mücevheri olarak ortaya çıkıyor.
Her elmas son derece yaşlı. Hatta dinozorların varolduğu dönemlerden bile çok önce oluşmuş. En genç elmas, 900 milyon yaşında.

Elmas, insanoğlunun tanıdığı en sert doğal madde. Yeryüzündeki en sert madenden 58 kat daha sert. Bir elması ise sadece başka bir elmas kesebiliyor.

Her renkte elmas var, en nadir bulunan renkse kırmızı.

Pırlantalar tüm dünyada '4C' özelliklerine göre değerlendiriliyor. Kesim (cut), karat ağırlığı (carat weight), renk (colour) ve berraklık (clarity). Pırlantanın göz alıcı ışıltısı kesimin kalitesi sayesinde ortaya çıkıyor. Bir pırlantanın berraklığıysa lekelerine bakılarak belirleniyor. Bütün pırlantalarda karbon kristallerinin mikroskobik veya görünür izleri bulunuyor. Ancak bu lekelerin çoğu mikroskopik olduklarından çıplak gözle görülemiyor. Bir pırlantanın lekeleri ne denli azsa, taş da o kadar nadir oluyor

Bu yılda pırlanta modası devam ediyor

Bu yılda pırlanta modası devam ediyor
Bir de son dönemlerde hediye deyince akla ilk gelen pırlantalar var. Özellikle kadınların hemen hepsi tarafından büyük sevinçle karşılanan pırlanta hediyeler çok yakın olduğunuz ve gerçekten sizin için özel olan birilerine hediye edilmelidir. Bu tarz bir hediye seçilirken profesyonelce seçim yapılması da gereklidir. Piyasada her şeyin taklidi olduğu gibi pırlanta ve tüm mücevherlerin de taklitleri bulunuyor. Bunun için güvendiğiniz markalardan alışveriş yapılmalıdır. Mutlak surette pırlantanın boyutunu, rengini anlatan sertifikası alınmalıdır. Bunun yanı sıra 2. el denilen daha önce bir şekilde kullanılmış pırlanta taşların olduğunu da bilmenizde fayda var. Bu tarz taşların fiyatları diğerlerine oranla oldukça farklıdır, bunları bilerek alışveriş yapmak, gereksiz para harcamanızı engelleyecektir. Böyle kötü bir sürprizle karşılaşmamak için kesim, karat, berraklık ve renk düzeyinin pırlanta seçiminde çok önemli olduğunu unutmayın. Pırlantanın berraklığı, renginin saf beyaz olması, doğru kesimlerde lekesiz olması değerini belirler. Erkeklerin sözel olarak kendilerini ifade edebilmesi güç olduğundan alacakları hediye ile duygularını anlatmayı deneyebilirler. Fakat bu illaki çok pahalı tercihler olmalıdır diye düşünülmemelidir.

tektaş pırlantanın öyküsü

tektaş pırlantanın öyküsü
Bir karat pırlanta için 250 ton kaya, kum ve çakılın çıkarılması gerektiğini biliyor musunuz? Ya pırlantanın neden elmastan daha değerli olduğunu...
ELMAS-PIRLANTA FARKI
Kesim ve şekline göre elmas ya da pırlantaya dönüşüyor. Pırlanta daha parlak, kesim oranı daha fazla ve alt kısmı kubbe gibi. Elmasın alt kısmı düz, fasat yani yüzey sayısı 12 ile 37 adet arasında değişir. Pırlantaların kesimi daha zor ve 57 fasadı var. Elmas pırlantadan daha değerli olarak bilinir, ancak gerçek tam tersidir. Pırlanta daha ince işçiliktir. Taşların yüzde 95´i bildiğimiz cinsten yani renksizdir, yüzde 5´i ise renklidir ve bunlara fantezi denir, fiyatları astronomiktir. Örneğin hayli nadir olan Avustralya´nın pembe pırlantaları gibi.Titanic filmindeki o kocaman mavi taşı, ‘‘okyanusun kalbi´´ni hatırladınız mı? Sonsuz aşkın sembolü mavi bir elmastır. Sentetik yani yapay pırlantalar da pazara veriliyor ve Rusya bu konuda hayli iddialı. Elmas sanayinin de vazgeçilmezi. Eşsiz kesici özelliğiyle cerrah aletleri arasında yer alıyor.Pırlanta ile birlikte anılır karat. Pırlantanın ağırlığını gösterir. İlk elmasın bulunduğu Hindistan´da keçiboynuzunun çekirdeği ölçü olarak alınır ve bir karat eşittir bir gramın beşte biri ya da 200 miligramdır. Pırlantalı mücevher alırken, aldanmamak için dikkat edilmesi gereken dört kriter var: karat, kesim, berraklık ve renk.Elmas bulmak büyük endüstriyel operasyonların sonucu olabileceği gibi küçük ölçekli yöntemler de mevcuttur. Bir karat pırlanta için 250 ton kaya, kum ve çakılın çıkarılması gerekir. Dünyadaki yıllık üretim 100 milyon karata eşittir ki bunun sadece yüzde 50´si mücevher kalitesindedir. Bir karatlık pırlantanın ilk anda pahalı gelmesinin nedenini şimdi daha iyi anlaşılıyordur herhalde.
PIRLANTANIN TARİH BOYUNCA GELİŞİMİ
Herşey bundan 3 milyar yıl önce başlar;yerkabuğunun 150km kadar derinliklerinde oluşanbasınç ve sıcak ,karbon atomlarının billurlaşmasına(kristalleşmesine)yani elmas oluşturmasına neden olmustur. Volkanik patlamalarla yeryüzeyine çıkmıştır.İlk elmas taşı M.Ö800 terihinde Hidistanda bir nehir kenarında bulunur.Daha sonra 18yy´da elmas Brezilya´da bulunur ve sırasıyla Güney Afrika(1866),Rusya(1948),Avustralya(1979) ve Kanada´da(1990) bulunan elmas madenleri bu ışıltılı serüvene dahil olurlar.İlk elmas mücevher örneğini 11.yy´da Macar bir prensin tacında görüyoruz.Kesilmemiş bir parça elmas kudretin ve gücün simgesi olarak belirmiştir.Böylece kraliyet taçlarına elmas koyma geleneği kök salar.1330´da ilk elmas kesimi Venedikte gelişir;14.yy da Hindistan´da elmas cilalama bulunur;bu işlem elmasın tozları kullanılarak yapılır.15.yy gelindiğinde elmas yeni bir anlam kazanır;Avusturya arşidükü Maximilian ilk nişan yüzüğünü Burgundy´li Mary´e verir ve böylece elmas artık bir anlamda gücün paylaşımını ve sonsuz aşkı simgelemeye başlar.16.yy´da Antwerp´te Rosa elmas keşvedilir;artık elmas esneklik kazanmıştır.17.yy´da Pırlanta kesimi bulunur;elmas artık 58 yüzeyli bir kesim ile gerçek bir mücevher haline gelmiştir.
İNCİNİN OLUŞUMU
Artist mücevher taşını dikkatle keserek iç güzelliğini ortaya çıkarır, fakat inci denizden kendiliğinden kusursuz olarak çıkar. İnci denizin içinde gömülü, istiridyenin derinliklerinde yatar. Süreç küçük bir rahatsız edici etkenle başlar. Bu bazen bir kum tanesi bazen de bir deniz paraziti olabilir.İstiridyenin besleme gücüyle rahatsız edici madde istiridyenin içinde hapis kalır.İstiridye bu davetsiz misafiri "nacre" dediğimiz düzgün kalsiyum karbonat tanecikleriyle sarar. Birkaç sene sonra birçok kattan oluşan incimiz ortaya çıkar.İncinin çok yönlülüğü kendisinde başlar. Genel olarak inciler; tuzlu su incileri, tatlı su incileri ve kültür incileri olarak sınıflandırılabilir. Bu kategoriler arasında başak inciler (değişik şekillerde) düğme inciler, göz yaşı inciler, yarım inciler, tohum inciler, kabarcık inciler diye şekillendirilirler.İnciler orijinlerine göre ayırt edilir. South Sea incileri, Burma inciler, Biura incileri ve rengine göre ayırt edilen siyah Tahiti inciler.Yine başka bir sınıflandırmaya göre:Baroque - kabartılı ve belirsiz şekilli inciler Mabe - yarım yuvarlak kültür incileri Black - Güney Denizinde yetişen yeşilimsi siyah inciler Freshwater - düzensiz şekilli, göllerde ve nehirlerde bulunan inciler Southsea - oldukça büyük, çapı 10-20 mm´yi bulan, güney denizinde yetişen inciler Akoya - yuvarlak, japon adası etrafında üretilen kültür incileri Tahiti - son yıllarda giderek çok moda olan, talep gördüğü için değerleri artan ve açık sarı yeşilden başlayarak koyu yeşil antrasit ve siyaha kadar çeşitli tonlarda oluşan bu incileri tavus kuşu yelpazesindeki tüm renklerde bulmak mümkündür.
TUZLU SU İNCİLERİ :Doğal tuzlu su incileri okyanusların derinliklerinde insan eli değmeden oluşur. Beyaz, krem, gül, sarı altın ve siyah, tabanca metali gibi çok çeşitli renk belirtileriyle, doğal tuzlu su incileri nadir bulunan incilerdir.
TATLI SU İNCİLERİ : Bu inciler dünyanın her yerinde tatlı su nehirlerinden veya göllerden çıkar . Tatlı su incilerinin renk birleşimi tuzlu su incilerinkini geçer. Renkleri açık orta ve koyu turuncu, mor menekşe, mavi ve grinin yanı sıra geleneksel beyaz, krem, pembe, sarı altın ve siyah olabilir. En çok görülen şekli uzun ince pirinç tanesi gibi üzeri kırışık olanlardır. Bununla beraber şekilleri de renkler de çok çeşitlidir. Doğal tatlı su incileri tatlı su incilerine nazaran daha beyazdır ve iyi biçimleriyle tuzlu su incilerinin en iyilerine rakiptir.
KÜLTÜR İNCİLERİ : Kültür incileri, serada yetişen çiçekler gibidirler. Fakat incinin uzmanlık ve zahmet gerektiren uzun bir yetiştirme süreci vardır. İnci yetiştirme çok ciddi bakım ve dikkat ister.İstiridyenin içine bilinçli olarak yabancı bir madde enjekte edilir, bu yabancı madde küre şeklinde bir çekirdek ya da başka bir istiridyeden alınan yaklaşık 1 mm çapında bir zar doku olabilmektedir. İstiridye doğal iç güdüsüyle yabancı maddeyi kaplamaya başlar. Eğer istiridye enjeksiyon edilenleri geri atmazsa bir iki sene sonra hasat yapılır. Bu süre South Sea incilerinde 2,5 - 4 arası bir zaman alabilmektedir.
TARİHÇESİ...İnci;Güzelliğin simgesi,Asaletin simgesi,Zerafetin simgesi,Saflığın ve berraklığın simgesiVe en önemlisi, gizemin simgesi,O, her yaşın mücevheri... Güzelliği ve ender bulunması sayesinde "inci" veya başka bir deyişle "Tanrıların Armağanı", hemen her dönem kadınların rüyalarını süslemiştir.Efsanede, "Te Ufi" adında bir inci istridyesinden bahsedilir. Barış ve verimlilik tanrısı Oro, bu istridyenin içinden çıkan başdöndürücü inciyi aşkın kanıtı olarak Bora Bora prensesine armağan eder.Bu yüzden "Tanrıların Armağanı" incinin ikinci adı olmuştur. Eski çağlardan beri inciler mücevher tasarımcılarının hayal güçlerini coşkuyla birleştirmiş ve onların çok özel parçalar tasarlamalarını sağlamıştır. Bu yüzden inci her zaman önemli bir kalite unsuru olmuştur.İncilerin sihirli kuvvetleri insanoğlunun asırlardır saplantısıdır. Yunanlılar incileri Aphnadite Aşk ilahına, Romalılarda kendi aşk ilahları olan Venüs´e adamışlardır. Onun göz yaşları olarak inci güzelliği ve ruhsal aydınlığın simgesi, aşkın ve başarının sembolü, saflığın ve masumiyetin örneği olmuştur.Eski inanışlara göre denizin üstüne çıkan istiridyelerde inci oluşurmuş. Sabahları açılarak suyun yüzüne çıkar, yağmur ve buhar damlacıklarını içine toplayıp bunları ışık ve havayla inciye dönüştürürlermiş.
ÇIKTIĞI YERLER..Sadece belli madenlerden çıkan taşların tersine inçiler dünyanın her yerindeki sulardan çıkar.Fakat bu incileri çok azı mücevher yapımında kullanılabilir değerdedir.Her ne kadar Amerika ve Güney Amerika kıtalında da tatlı su incileri ve bazı doğal inci çeşitleri bulunmakta ise de kültür incisinde Japonya ve Çin denizlerinde 9-10 mm çapına kadar, Avustralya ve Tahiti´de ise deniz suyunun daha sıcak olması ve doğal alanın bozulmamış olması nedeni ile 10 mm´ den 20-21 mm çapına kadar büyüyebilen SS( South Sea ) Güney Deniz incileri oluşmaktadır.Bu inciler dünyanın en pahalı, en değerli, en nadir bulunan incileri olup önde gelen mücevher firmaları tarafından kullanılmaktadır.
İNCİNİN BAKIMI..İncinizi makyajınızı saç spreyinizi, parfümünüzü sıktıktan sonra takın. İncilerinizi kimyasal maddelerle çalışırken, banyo yaparken takmayın çünkü inci iplerinin ve düğümlerinin ıslak kalmaması gerekmektedir.Dizi incilerde senede bir bakım yaptırıp yeniden dizilmesi incilerin uzun ömürlü olması için faydalıdır. Kimyasal maddeler incileri çürütür ve zarar verir.İncilerinizi kullanmadığınız zamanlarda yumuşak bir bezle silip ayrı, ayrı bez torbalarda saklayın.

alyans seçimi

alyans seçimi
Yaz aylarında evlenmeyi düşünenler için şu günlerin önemli konularından biri alyans seçimi. Alyansın bir ömür boyu takılacağını göz önünde bulundurup, ona göre karar vermek gerekiyor. Modası geçmeyecek, diğer takılarınızla uyum içinde kullanabileceğiniz bir yüzük olmalı.Üstelik sürekli değişen trendlerden alyanslar da nasibini alıyor. Biz de, evlilik hazırlıklarının hızlandığı şu günlerde sizin için alyans modasına göz attık. Sadece alyans üreten veya ısmarlama alyans yaptırabileceğiniz adresleri, fiyatları araştırdık. Aklınızda bulunsun, son dönemde alyanslar kalınlaşıyor, modeller gayet sade.Alyans, evliliğin yüzyıllardır hiç değişmeyen simgesi. Sol elin dördüncü parmağından, kalbe kadar hiç kesilmeden giden bir damar olduğuna dair eski bir Mısır inanışı var. Alyans bu sebeple, bu parmağa takılıyor asırlardır. En azından anlamı ve takıldığı yer değişmiyor. Çünkü alyans, takı trendlerine uyum sağlıyor, modelleri değişiyor, çeşitleniyor.Alyans da tasarlayan takı tasarımcısı ve Favori Altın tasarım ve trend danışmanı Deniz Kaprol, her yıl değişen trendler olduğunu söylüyor. ‘Önce iki renkli alyanslar moda oldu. Sarı ve beyaz altının birlikte kullanıldığı modeller uzun süre sıklıkla tercih edildi. Yüzükte malzeme olarak platinin popülerleşmesiyle bu kez, taşlı modeller moda oldu. Tek taşlı, pırlantalı alyanslar... Ama şimdi taşın da modası geçiyor, yüzükler en sade şekline dönüyor. Alyans dediğimiz yine klasik, yalın bir halkadan ibaret olacak. Ama şimdi daha kalın halkalar tercih ediliyor. Minimalist tasarımlar var alyansta, bu sebeple süsten çok, yüzüğün dokusunda farklılık yaratıyoruz.’Alyansta daha kalın modeller popüler şimdi. Değişik dokuları olan kalın halkalar çok satıyor. Beyaz altının hálá sarsılmaz bir yeri var. Bu durum Avrupa’da da değişmiyor. Ama biz batılıların aksine, alyansta süslü ve gösterişli modellere rağbet ediyoruz. Avrupalılar ise olabildiğince sade yüzükleri, hatta düz bir halkayı tercih ediyor. Ancak bizde de, fazla süs ve detaydan uzak modellerin üretiminin artmasıyla, ilgi bu minimal modellere doğru kaymaya başladı. Süslü yüzükleri bırakmanın bir sebebi de, eşlerin birbirleriyle birebir aynı yüzüğü takmak istemesi. Gelinler de artık damat yüzükleri gibi taşsız modelleri seçiyor. Alyansa ismini yazdırmak, evlilik tarihini attırmaksa hálá değişmeyen bir alışkanlık.

Alyansı hangi parmağımıza takmalıyız

Alyansı hangi parmağımıza takmalıyız
Alyansı neden dördüncü parmağımıza takmalıyız?Bunun, Çinliler’in anlattığı çok güzel ve inandırıcı bir açıklaması vardır.Başparmak, anne-babanızı,İşaret parmağı, kardeşlerinizi,Orta parmak sizi,Dördüncü parmak (yani yüzük parmağı) hayat arkadaşınızı,Ve serçe parmak çocuklarınızı temsil eder.İlk önce avuçlarınızı birbirine bakacak şekilde açın. Orta parmakları bükün ve sırt sırta birleştirin. Daha sonra kalan dört parmağınızı da şekildeki gibi açıp, uç uca getirin.Şimdi, anne babanızı temsil eden başparmaklarınızı ayırmaya çalışın... Açılacaktır, çünkü anne babanız sizinle birlikte ömür boyu yaşamayacaktır. Er ya da geç onlardan ayrılmak zorundasınız.Baş parmaklarınızı önceki gibi birleştirip, kardeşlerinizi temsil eden işaret parmaklarınızı ayırın. Onlar da ayrılacaktır, çünkü kardeşleriniz kendi ailelerini kurup, ayrı bir hayat seçer.Orta parmaklarımız ise bizi temsil ettiğinden dolayı sabit olmakla birlikte küçük parmaklarımızda bizim çocuklarımızdır ve onlarda zamanı gelince ayrılırlar.Ama 4.parmağınızı oynatmaya çalışırsanız asla birbirinden ayrılmazlar...İşte bu sizin hayat arkadaşınızdır. ( Ayırma işlemleri sırasında orta parmağı kesinlikle hareket ettirmeyin...)
Evlilik yüzüğünü ilk defa eski mısır prensesi Nefertiti takmıştır...o yıllardaki tıbbın ne kadar ilerde olduğu ayrı bir tartışma konusudur ama yüzyıllar sonra anlaşılmıştır ki direk kalbe giden tek damar evlilik yüzüğünü taktığımız parmaktadır.. Başka hiçbir parmağımızdan direk kalbe giden bir damar yoktur..Bir de şu var, alyansın tamamen yuvarlak olmasının sebebi dairenin sonsuzluğu temsil etmesiymiş....

26. İstanbul Jewellery Show Mücevher fuarı başlıyor

26. İstanbul Jewellery Show Mücevher fuarı başlıyor
Alanında dünyanın en büyük 5 fuarı arasına giren İstanbul Jewellery Show, 26-30 Mart tarihleri arasında 1 milyar dolarlık mücevhere evsahipliği yapacak. Mücevherde Türkiye’nin rakipleri fuara kalabalık bir şekilde katılırken ilgi karşısında tuvalet aynalarına bile ’reklam’ alındı.İstanbul Fuar Merkezi dört gün boyunca ’bir milyar dolarlık hazine’ye evsahipliği yapacak. 26-30 Mart tarihleri arasında bu yıl 26’ncı kez düzenlenecek İstanbul Jewellery Show’da (Uluslararası Mücevher, Takı, Gümüş, Saat ve Malzemeleri Fuarı), bin 100’den fazla pırlanta, mücevher firmasının en yeni ürünleri görücüye çıkacak. Bu yıl özel olarak İranlılar’ın Nevruz Bayramı, Hıristiyanlar’ın Paskalya ve Hindistan’ın Holi Bayramı ertesine denk getirilen fuar, dünyanın en gözde pazarları haline gelen Rus ve İranlı alıcılara mal satmak isteyenlerin de adresi haline geldi.Tuvalet aynasına reklamİstanbul Jewellery Show’un alanında Las Vegas, Basel ve Hong Kong’la birlikte en büyük 5 fuarı arasına girdiğini söyleyen Rotaforte Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Şermin Cengiz, “İstanbul mücevherde Ortadoğu, Türk Cumhuriyetleri, Kuzey Afrika ve Rusya bölgesinin en önemli merkezi ve alıcılarının buluştuğu ortam haline geldi. İlgi nedeniyle fuar merkezinin tuvaletlerindeki aynalara bile reklam aldık” dedi. Kuyumculukta Türkiye’nin rakibi olan İtalya, Hong Kong ve Tayland’ın en gözde pazarlar Rusya ve İran’da yapılanmak için İstanbul’daki fuara büyük ilgi gösterdiğini aktaran Cengiz, “Çin, Hong Kong, Tayland, İtalya, Belçika, İspanya da fuara ülke pavyonlarıyla katılmaya başladı” diye konuştu. Şermin Cengiz, bu yıl ilk defa Mısır, Güney Afrika ve Tayvan’dan da katılım olduğunu aktardı.Mücevherler çapraz güvenlikle korunacak- Milyonlarca dolar değerinde mücevher ve takıya evsahipliği yapacak fuarda Rotaforte Fuarcılık ’çapraz güvenlik’ sistemini kullanarak, iki güvenlik şirketini birbirine denetlettirecek.- Fuara bu yıl bin 100’den fazla firma katılacak. Yabancı ziyaretçi sayısı 10 bini aşacak.- Halkın ziyaretine kapalı olan sadece sektör profesyonelleriyle alıcılara açık fuarın tanıtımı için bu yıl Rotaforte Fuarcılık 8 ekip kurarak 81 şehri dolaştı.İranlı ‘takı makinesi’ni Türkiye’den alıyorRusya ve İran pazarının dünyadaki tüm sektör oyuncuları için gözde hale geldiğini söyleyen Şermin Cengiz, Türkiye’nin bu konuda şanslı olduğunu ifade etti. Cengiz, ”İranlılar kuyumculukta Türk firmalarıyla ortak çalışmanın yanında takı yapımında kullanılan makinelerini bile Türkiye’den temin ediyor“ diye konuştu.

elmas ile ilgili bilinmeyenler ve gerçekler

elmas ile ilgili bilinmeyenler ve gerçekler
* Her elmas çok ama çok yaşlıdır. Dinozorlar gibi tarih öncesi canlılar dahi var olmadan önceki dönemlerde oluşmuştur. En genç elmas 900 milyon yaşında, en yaşlısı da 3.2 milyar yaşındadır.
* Elmas insanoğlunun tanıdığı en sert doğal maddedir. Yeryüzündeki en sert madenden 58 misli daha serttir.
* Bir elması sadece başka bir elmas kesebilir.
* Kesme ve cilalama sırasında her taş ortalama olarak orijinal ağırlığının yarısından fazlasını kaybetmektedir.
* Mücevher haline getirilen pırlantaların %5’inden azı bir karattan daha büyüktür.
* Elmas her renkte olabilir. En nadir bulunanı ise kırmızıdır.
* Dünyanın mücevher kalitesinde en büyük elması olan Cullinan 1905 yılında Güney Afrika’da bulundu. Kesilmeden önce 3.106 karat ağırlığındaydı (yaklaşık bir devekuşu yumurtası büyüklüğünde).
* Elmas müzayedelerinde karat başına ödenen en yüksek fiyat, morumsu kırmızı renkte, 0.95 karat ağırlığında bir elmas için 1 milyon dolar olmuştur.
* Zamanın başlangıcından beri tıraşlanmış olan tüm pırlantalar toplanmış olsaydı, sadece bir tane çift katlı otobüs doldurulabilirdi.
* Elmas’ın İngilizcesi olan “diamond” kelimesi Yunanca’da “fethedilemez” anlamına gelen “adamas”tan türetilmiştir.
* “Karat” kelimesi, eski çağlarda kıymetli taşları tartmak için ağırlık ölçüsü olarak kullanılan “carob” (keçiboynuzu) tohumundan gelmektedir.
* Aşk ve bağlılığın simgesi olarak pırlanta yüzük hediye etme geleneği, 15. yüzyılda Avusturya Arşidükü Maximillian’ın, nişanı sırasında Burgonya düşesi Mary’e elmas bir yüzük hediye etmesiyle başlamıştır. Sol elin dördüncü parmağına yüzük takma geleneği ise, Eski Mısırlıların “vena amoris”in (aşk damarı) bu parmaktan doğrudan kalbe ulaştığına olan inançlarından gelmektedir.

tektaş yüzük ölçüsü

tektaş yüzük ölçüsü
Satın alacağınız yüzüğün ölçüsü, sizin parmağınızın genişliğine göre ayarlanmalıdır. Bu nedenle parmağınızın ölçüsünün doğru ve net alınması son derece önemlidir. Bir insanın her parmağının yüzük ölçüsü birbirinden farklıdır.Yüzük parmağının ölçüsü malafa, halka vb. aletlerle ölçülür. Bu aletler dışında başvurduğunuz kişisel yöntemler sağlıklı bir sonuç vermeyebilir. Biz bu yüzden size bu tür yöntemleri tavsiye etmiyoruz. Eğer kendinize bir yüzük alacaksanız, yüzük ölçünüzü bir kuyumcuya ölçtürebilirsiniz.Eğer hediye alacaksanız, hediye edeceğiniz kişinin bir yakını size bu konuda yardımcı olabilir veya takmasını istediğiniz parmağına uyan yüzüklerinden biri, kolayca erişebileceğiniz bir yerdeyse, yüzüğü kuyumcuya götürerek de sağlıklı bir ölçüm yaptırabilirsiniz.

elmas ile ilgili bilinmeyenler ve gerçekler

elmas ile ilgili bilinmeyenler ve gerçekler
* Her elmas çok ama çok yaşlıdır. Dinozorlar gibi tarih öncesi canlılar dahi var olmadan önceki dönemlerde oluşmuştur. En genç elmas 900 milyon yaşında, en yaşlısı da 3.2 milyar yaşındadır.
* Elmas insanoğlunun tanıdığı en sert doğal maddedir. Yeryüzündeki en sert madenden 58 misli daha serttir.
* Bir elması sadece başka bir elmas kesebilir.
* Kesme ve cilalama sırasında her taş ortalama olarak orijinal ağırlığının yarısından fazlasını kaybetmektedir.
* Mücevher haline getirilen pırlantaların %5’inden azı bir karattan daha büyüktür.
* Elmas her renkte olabilir. En nadir bulunanı ise kırmızıdır.
* Dünyanın mücevher kalitesinde en büyük elması olan Cullinan 1905 yılında Güney Afrika’da bulundu. Kesilmeden önce 3.106 karat ağırlığındaydı (yaklaşık bir devekuşu yumurtası büyüklüğünde).
* Elmas müzayedelerinde karat başına ödenen en yüksek fiyat, morumsu kırmızı renkte, 0.95 karat ağırlığında bir elmas için 1 milyon dolar olmuştur.
* Zamanın başlangıcından beri tıraşlanmış olan tüm pırlantalar toplanmış olsaydı, sadece bir tane çift katlı otobüs doldurulabilirdi.
* Elmas’ın İngilizcesi olan “diamond” kelimesi Yunanca’da “fethedilemez” anlamına gelen “adamas”tan türetilmiştir.
* “Karat” kelimesi, eski çağlarda kıymetli taşları tartmak için ağırlık ölçüsü olarak kullanılan “carob” (keçiboynuzu) tohumundan gelmektedir.
* Aşk ve bağlılığın simgesi olarak pırlanta yüzük hediye etme geleneği, 15. yüzyılda Avusturya Arşidükü Maximillian’ın, nişanı sırasında Burgonya düşesi Mary’e elmas bir yüzük hediye etmesiyle başlamıştır. Sol elin dördüncü parmağına yüzük takma geleneği ise, Eski Mısırlıların “vena amoris”in (aşk damarı) bu parmaktan doğrudan kalbe ulaştığına olan inançlarından gelmektedir.

niçin markalı sertifikalı tektaş pırlanta almalıyız

niçin markalı sertifikalı tektaş pırlanta almalıyız
Marka, belirli ürün ve hizmetleri, başkalarından ayıran özel bir isimdir. Kaliteli bir ürün satın alıyor olduğunuzdan emin olmanın en etkili yolu, satın aldığınız ürünün markalı olmasına özen göstermektir. Marka, tüketicilerin, satın alma deneyimlerinde aradıkları güveni ve konforu yaşayabilmelerinin garantisi olarak konumlandırılır. Söz konusu olan pırlantalı bir mücevher olduğunda, markanın önemi daha da öne çıkıyor. "Pırlanta adını fısıldıyor" sloganıyla, pırlantalı mücevherde markanın önemini vurgulayan Zen Diamond'ın tüm ürünleri, üzerinde Zen Diamond imzasını taşıyor ve Uluslararası Pırlanta Kalite Sertifikası ile birlikte sunuluyor. Türkiye’de “pırlanta” deyince akla Zen Diamond geliyor.

Her elmas eşsizdir; hiçbir elmas bir diğerinin aynısı değildir.

Her elmas eşsizdir; hiçbir elmas bir diğerinin aynısı değildir.
Zamanın başlangıcından beri var olan, doğanın mucizesi olan pırlantayı satın almak özel bir alışveriştir.Doğanın yarattığı çeşitlilik sayesinde, her zaman zevkinize, bütçenize ve özelliği olan güne uygun bir pırlanta bulabilirsiniz.Aldığınız pırlanta yaşamınızın en derin duygusal yatırımlarından birini temsil edecektir. Pırlantanız nesilden nesle aktarılacak ve ona yalnızca maddi değeri için değil, manevi anlamı için de değer verilecektir.Kendinize almak ya da armağan etmek için bir pırlanta seçtiğiniz zaman 4C tablosundaki yeri nerede olursa olsun, o artık özel bir taş olur. Onun gerçek değeri, kutlamakta olduğu özel günün simgeselliğinde yatmaktadır.

elmasın anlamı nedir, ne ifade eder

elmasın anlamı nedir, ne ifade eder
Hiçbir alet elması kesemiyor, en sıcak ateş bile üzerinde en ufak bir iz bırakamıyordu. Bu yüzden birçok insan, elmasın doğaüstü yeteneklere sahip olduğuna inandı.Yunanlılar için tanrıların gözyaşlarıydı. Romalılara göre yıldızlardan kopan parçalardı. Hintliler de elmasa hastalık, hırsızlık ve kötülükleri uzakta tutan bir şans tılsımı olarak bakıyordu. Başka kültürlerde bu taşların iyileştirme ve bilgelik güçlerine sahip olduğuna inanılırdı.Elmasın etrafında dönen efsaneler ve sihir onu çok istenen bir taş haline getirdi. Eski krallar savaşlarda elmas takarlardı; kraliçeler ve cariyeler güç ve ihtiras simgesi olarak elmasa sahip olmak isterlerdi.Eşsiz, değerli ve yok edilemez olan elmas, yüzyıllarca aşkı simgelemek için kullanılmıştır. Aşk ve bağlılığın simgesi olarak pırlanta yüzük armağan etme geleneği günümüzde dünyanın tüm kültürlerine yayılmıştır.

değerli taşların tarihi ve özellikleri

değerli taşların tarihi ve özellikleri
DOĞANIN gerçek bir mucizesi. Buna rağmen, bilimadamları ve jeologlara göre pırlantanın oluşumu içinde her zaman bir gizem vardır. Bugün, pırlanta sadece geleneksel olarak uygun görüldüğü nişan yüzüklerinin değil, her türlü özel kutlamanın, yıldönümlerinin, doğumgünlerinin, bir bebeğin doğumunun, hatıra hediyelerinin ya da en basitinden aşkın ifadesinin bir parçasıdır. Sevgi ve duygunun en güzel anlatım biçimidir. Pırlanta adını yunanca yenilmez ve karşı kanulamaz anlamına gelen “adamas” sözcüğünden alıyor. Keşfedildiğinden beri mükemmellik ve hayranlığı simgeliyor. Yunanlılar için, tanrıların göz yaşları ya da yıldız tozları olan pırlanta ender bulunması ve sertliği nedeniyle sihirli özelliklere sahip bir taş olarak kabul edilmiş.XV. yüzyıla kadar krallara özel olan, onların güçlerinin, cesaretlerinin ve yenilmezliklerinin sembolü kabul edilen pırlantalar, geçen zamanla birlikte şimdi, aşkın işareti, ölümsüz aşkın sembolü haline gelmiş. Bir pırlantanın oluşumu başlı başına bir mucize. Oluşumu içinde bu en sert ve en basit mineral, aslında karbonun saf halinden başka bir şey değil. Milyarlarca yıl içerisinde ısı ve volkanik basıncın etkisiyle karbon pırlantaya dönüşüyor. Daha sonra volkanik baskı bacalar oluşturarak pırlantaların yer yüzüne çıkmasına neden oluyor. Eski Roma’da tanrının gözyaşları olduğuna inanılırdı pırlantanın. Bir diğer inanışa göre ise, Eros’un okunun ucundaki taştı. Kalbi hedeflediği için...
Yüzyıllardır pek çok değer atfedilmiş pırlantaya; güç, görkem, kutsallık... Yeryüzünün en sert, en dayanıklı ve en parlak maddesi olan elmasın kötülüklerden kurtardığınada inanılıyor. Pırlanta günümüzde en çok belki Afrika’da bulunuyor ama dünyanın hemen hemen her kıtasını dolaşıyor. Birçok sanatçının elinden geçiyor ve mücevhere dönüşüyor. Çok büyüleyici tasarımlar ortaya çıkıyor. Özellikle İtalya’da, olduğu belirtilirken de Türkiye'de de bu zanaat gelişmiştir.Elmas ile Pırlanta aynıdır. Arasındaki tek farkın ise taşın doğadaki hali elmasın işlenmiş halinin pırlanta olmasıdır. Türkiye’de elmas olarak bilinen taş da pırlanta kesiminden farklı bir kesim. Bizim elmas diye tanımladığımız taşın üzerinde 37 yüzey var ve altı da düz. Pırlanta kesimde ise 57 yüzey var. Elmas ve pırlantanın özü aynı sadece farklı kesimler sözkonusu.Pırlanta doğada rengarenk bulunmaktadır. Bu değerli taşın rengi, bünyesinde varolduğu düşünülen büyülü işlevin belirtisi olarak kabul edilirdi; kırmızının kan ve ten, yeşilin bitki örtüsünü belirtmesi, ametistin şarap renginin sarhoşluktan korunmakla özdeşleştirilmesi gibi. Aşağıda verilen listenin geniş kapsamlı olması amaçlanmamış, sadece en çok bulunan mineralleri içine almıştır. Yalnızca bir düzine kadar mineral yaygın olarak kullanıldığından, bu tür yüzük taşlarının tanımlanması çok zor değildir. İşlenmiş olan eski yüzük taşlarının sadece küçük bir bölümü daha egzotik taşlarla temsil edilirler. Fakat eski Yunan ve Latin terminolojisinin, bilinen yüzük taşları ile eşleştirmek her zaman mümkün değildir. İşte size bir kaç taş ve isimleri;
Agat (akik) : Kahverengi, sarı, kırmızı ve gri gibi farklı renklerde olabilen, dalgalı bantlara sahip kalsedon çeşidine denir.
Zıt renklerdeki benekleri ve paralel küçük çizgileri ona çekici bir hava verir. Yüzük taşları işlemesinde kullanılan agat üzerindeki değişik bantlar, düz ve yatay değil de düzensiz ve dikey olduğu için, sardoniks, nikola veya oniks'ten farklıdır.
Ametist : Şeffaftır, rengi koyu mordan açık leylak rengine kadar değişir. Renk genellikle, taş içerisinde aynı tonda dağılmamış olup, bazı bölümler daha açık, bazıları ise daha koyudur. Taşı takanın, içkinin sonraki etkilerine karşı bağışıklık kazandığına dair inanca dayanmakta olan ismi, Yunanca 'sarhoş değil anlamına gelen kelimeden türemiştir.Jasper : En yaygın renkleri kırmızı, turuncu ve sarı olan opak bir kalsedon çeşididir. Serpiştirilmiş kırmızı noktalar içeren yeşil bir çeşidi de, yaygın olarak kantaşı veya heliotrop olarak adlandırılır. İ.S. 2. Ve 3. Yüzyıl Roma yüzük taşlarında, sarı ve özellikle kırmızı jasper taşları çok moda olmuştu. Aynı dönemde beyaz, kahverengi, sarı ve siyah küçük parçalar içeren benekli taşlar da ara sıra kullanılmıştır.
Karnelyan (cornelian) : Kalsedonun yarı şeffaf, kırmızı çeşidi olup, koyu kırmızıdan altın sarısına kadar tonları olabilir. Bu isim kızılcık ağacının kırmızı çekirdeği olan Latince 'cornum' kelimesinden türemiştir. Diğer adı olan karnelyan isminin, genellikle doğru olmadığı düşünülür ise de, yanlış etimolojiden türetilen 'carnis' yani ten kelimesi, söylenişi daha popüler hale getirmiştir. Bazı antik örneklerin beyazımsı görünümleri ise, yüksek ısıya maruz kalmaları nedeniyledir.
Kaya kristali : Şeffaf ve renksizdir. Yalnızca İ.Ö. 1. Yüzyılda görülmüş ve Roma dönemine göre Yunan döneminde daha çok kullanılmıştır. Eskiler, kaya kristalinin suyun çok düşük ısıda donmasıyla oluşmuş bir cins taşlaşmış buz olduğuna inanırlardı, 'kristal' kelimesi de Yunanca'daki buz kelimesinden türemiştir. Plinius, Anadolu'da Karia'da, Alabanda ve Orthosia civarında düşük kaliteli bir çeşidinin bulunduğundan bahseder.
Kalsedon : İçerdiği safsızlıklar nedeni ile değişik renklerde olan, ufak kristalli bir kuvars çeşididir. Kalsedon çok genel bir tanımlamadır; alışılageldiği üzere renksiz, gri ve mavi türleri bu adla anılırlar. İsim, Khalkedon şehrinden türemiştir (bugünkü Türkiye'de İstanbul'daki Kadıköy).
Plazma : Kalsedonun yeşil renkli olan çeşididir ve genellikle koyu renkli içeltiler içerir. Genelde yeşil rengi içinde bulunan krom yüzündendir. Plazma çok doğru bir tanımlamda olmayıp, aventürin, praz, krizopraz gibi farklı bazı yeşil taşlar için de kullanılabilir.
Sard : Kalsedonun yarı şeffaf kahverengi bir çeşidi olup, renkleri açık sarımsı kahverengiden, opak koyu kahverengiye kadar değişebilir. Bazen içinde koyu renkli içeltiler de gözlenir. Sard'ın karnelyandan ayrımı genellikle zordur. Karnelyan ve sard, Yunan ve Roma mühür sanatında en yaygın olarak kullanılan taşlardı. İsmi en fazla bulunduğu Lydia'daki Sardis şehrinden türetilmiştir.
Sardoniks : Kahverengi veya mavi ardalanmalı, düz bantları olan kalsedonu tanımlamak için kullanılır. Kabartma taşlar (cameos) işlemeleri için en çok tercih edilen taştır. Oymacı, tabakalardaki renklerin avantajını kullanarak, örneğin: krem renkli figürleri koyu renkli bir arka plan üzerinde gösterebilir veya taç ya da kumaşın detaylarını tasvir edebilirdi. Nikolo terimi, üst seviyesi mavi veya kahverengi ile alt seviyesi ise, koyu kahverengi olan, bantlı Roma taş oymacılığını tanımlardı. Açık renkli bantlarına atfen Yunanca el parmağının tırnağı kelimesinden gelen oniks ise, genellikle siyah ve beyaz iki bantlı tabakadan oluşmuş kalsedona verilen isimdir. Lapis lazuli : Koyu mavidir ve bazen, pirinç sarısı renginde pirit zerrecikleri içerir. Pers ülkesi de olasılıklı bir kaynak bölge olmasına karşın, yalnızca Afganistan'da çıkarıldığından değeri oldukça yüksektir. Roma döneminde lapis lazuli, yüzük taşı olarak çok ender kullanılırdı ve örneklerin çoğu İ.S. 2. ve 3. yüzyıllara aittir.
Hematit : Koyu metalik, gri görünümlü demir oksittir. Theophrastos'a göre ismi pıhtılaşmış kan görünümünden dolayı Yunanca kan anlamındaki 'haimatitis' kelimesinden gelmektedir. İsminin diğer bir açıklaması, hematitin toz haline getirilmesiyle aldığı kırmızı renkten dolayıdır. Yunan döneminde ender olarak kullanılırdı ve çoğu örnek, büyülü oyma taşlarının yapıldığı Roma imparatorluğu dönemine aittir.
Granat (nar taşı) : Kristalleşmiş bir silikattır; şeffaftır. Renkleri koyu kırmızıdan turuncuya ve bazen mora kadar değişebilir. Bu renklere göre antik çağda farklı isimler verilirdi. Helenistik Döneme kadar kullanılmayan granat, bu dönemde moda olmuştur. Sertliği kuvarstan daha fazladır ve bu nedenle yontulması daha zordur. Plinius, Anadolu'da Karia'da, Alabanda ve Orthosia şehirleri civarında çıkarıldığından bahsetmektedir. Modern ismi olan almandin, alabandina'nın bozulmasıyla türetilmiştir. Lychis denilen alev kırmızısı renkteki çeşidi, Plinius'a göre Karia'da ve Orthosia civarında bulunmaktadır. Granatlar genellikle bombeli yüzeyler şeklinde yontulurdu ve rengini açmak için ise alt tarafları oyulurdu.Yukarıda daha önce belirttiğimiz gibi takıda sahtecilik tarih öncesine dayanmaktadır. Buna göre; camlar (sertliği 6'ya varan) antik çağlarda pahalı doğal yüzük taşlarının yerine kullanılırdı. Bazı cam taşlar, yüzük taşları gibi aynı şekilde doğrudan doğruya işlenirdi, bazıları ise, gerçek oyma ve kabartma olan doğal yüzük taşlardan alınmış pişmiş topraktan kalıplara dökülürdü. Eğer sonuç tamamen tatmin edici olmazsa, cam üzerindeki baskı, daha keskin kenarlar vermek için traşlanırdı. Sardoniks, nikolo veya bantlı agat benzeri taşları üretmek için, cam taşlar da çeşitli renklerde katmanlar içerebilirdi. Cam, opak veya yarı saydam olabilirdi. Genellikle yarı saydam olanlarında hava kabarcıkları görülürdü. Plinius'a ve diğer antik çağ yazarlarına göre, cam taşlar genellikle dolandırıcı tüccarlar tarafından gerçek taş olarak satılırdı. Bir hikayede anlatıldığına göre, İ.Ö. 1. yüzyılın ortalarında Gallus'un eşi, pahalı boncuklardan yapılmış bir gerdanlık satın almış ama bunun ucuz camdan yapıldığını anlamıştı. Sahtekar satıcı yakalanmış ve sürüklenerek arenaya götürülmüş, orada korku dolu bir bekleyişten sonra seyircilerin şaşkın bakışları altında, beklediği gibi bir aslan değil kısırlaştırılmış bir horozun karşısına çıkarılmış ve bunun suçuna uygun bir ceza olduğu söylenmiş.

GIA Pırlanta Sertifikası:

  • GIA Pırlanta Sertifikası:
    Sertifika, uluslar arası laboratuarlar tarafından gemolojik ekipmanlar kullanılarak, ortaya çıkarılan bilimsel dökümandır. Bu dökümanı veren uluslar arası saygın kuruluşların sertifika içeriğinin Türkçe açıklaması şöyledir;
  • GIA Pırlanta Sertifikası:
  • Shape and Cutting Style: Pırlantanın şekli ve kesim stili.
  • Measurement: Pırlantanın çap ve yükseklik ölçüleri. Kumpas ile hesaplanır.
  • Carat Weight: Pırlantanın terazi ağırlığı
  • Color Grade: Pırlantanın üzerindeki renk tonu. Renksizlerde D – Z arasıdır.
  • Clarity Grade: x10 mercek altında izlerin incelenmesi sonucunda karar verilen berraklık standartları.
  • Cut Grade: Pırlantanın kesim ölçülerinin incelenmesi sonucunda verilen kesim kalitesi.
  • Polish: Pırlantanın yüzey kalitesi, diğer bir ifadeyle cila kalitesi.
  • Symmetry: Pırlantanın faset yerleri ve simetrisine verilen kalite değeri.
  • Fluorescence: UV ışık altında pırlantanın verdiği ışık tonu.
  • FlorasanComments: Pırlantanın içinde bulunan ve dikkat edilmesi gereken ek özellikleri.
  • Clarity Plot: Mikroskop altında incelenen pırlantanın içinde bulunan izlerin haritası
  • Proportion Diagram: Pırlantanın ölçülerinin profilden görüntülendiği diagram.
    Ölçü diagramını okuma
  • Depth: Derinlik. Külah ucundan tablaya kadar olan yükseklik.
  • Table: Tabla faseti ölçüsü. Pırlantanın en büyük fasetinin kemere kıyasla oranı.
  • Girdle: Kemer kalınlığının ölçüsü. GIA kısa olan bölümleri baz alır.
  • Culet: Külah ucunun büyüklüğü. Eğer fasetliyse ölçüsü.

pırlanta seçim kriterleri

pırlanta seçim kriterleri
Doğanın en nadide ve değerli armağanlarından biri olan pırlantanızı seçmek üzeresiniz. Pırlantanın kesilmemiş ve ham hali olan elmasın yaşı, tarihi, simgeselliği ve göz kamaştırıcı parlaklığı onu mücevherlerin en değerlisi ve anlamlısı haline getirmiştir.
Mücevher Okulu, pırlantaları tanımamızda ve seçmenizde size yol gösterecektir. Bu sayfa, pırlantanın karmaşık güzelliklerinin farkına varmanız ve size bilgi vermek, pratik önerilerde bulunmak için hazırlanmıştır. Bu sayede yaptığınız seçim size tam anlamıyla güven verecektir.
Her elmas eşsizdir ve sizin gibi tektir. Elmasın eşsiz serüveninin ve sizin için mükemmel olan pırlantayı bulmanın heyecanını yaşayabilirsiniz. Böylece siz de sonsuza kadar yaşayacak kendi mücevherinize sahip olacaksınız.
Pırlanta satın almak, sonsuzluğun bir parçasına yatırım yapmak anlamına gelir. Zamanın başlangıcından beri var olan, doğanın mucizesi olan pırlantayı satın almak özel bir alışveriştir.
Pırlanta alan her kişi, bütçesine göre alabileceği en iyi taşı arayacaktır. Doğanın yarattığı çeşitlilik sayesinde, her zaman zevkinize, bütçenize ve özelliği olan güne uygun bir pırlanta bulabilirsiniz. Eğer pırlanta nişan yüzüğü alacaksanız, en uygun fiyat kıstası olarak, bir ila iki aylık maaşınızın tutarını harcamayı düşünebilirsiniz.
Satın alacağınız pırlantanın sağlam bir yatırım olacağından emin olabilirsiniz. Çok ender bulunan nitelikleri sayesinde elmas binlerce yıldır hep aranılır oldu. Günümüzde de aynı istek ve değer azalmadan devam ediyor ve görünen o ki sonsuza kadar da böyle sürecek.
Harcadığınız rakam ne olursa olsun, aldığınız pırlanta yaşamınızın en derin duygusal yatırımlarından birini temsil edecektir. Pırlantanız nesilden nesile aktarılacak ve ona yalnızca maddi değeri için değil manevi anlamı için de değer verilecektir. Sebebi ne olursa olsun, bu önemli bir alımdır. O yüzden aceleye getirmeyin.
Pırlanta almanıza neden olan özel günü, bütçenizi ve mücevherin tasarımını birlikte değerlendirin. Pırlantanız sonsuza kadar yaşayacak.
Pırlantanızı sorularınıza cevap verebilecek zamana ve uzmanlığa sahip olan güvenilir bir kuyumcudan satın alın.
Arkadaşlarınızın önerilerini dinleyin.
Pazar araştırması yapın. Pırlanta çeşitlerini ve farklı tasarımları birkaç kuyumcudan bakıp, birbiriyle kıyaslayın.

Pırlantanın işlenmeden önceki ham haline elmas denir.

Pırlantanın işlenmeden önceki ham haline elmas denir.
Elmas kıymetli taşlar arasında en eski olanıdır. Çoğu elmas, en az 100 milyon yıl yaşındadır. En kıymetli elmasın ise, 3 milyar yıl önce, dünyanın ateş içinde kavrulan derinliklerinde oluştuğu saptanmıştır. Elmas çok serttir. Başka hiç bir doğal madde, sertlik bakımından elmasla boy ölçüşemez. Yakut ve safir'den 2000 kat, kübik ve zirkon gibi insan yapısı sentetik taşlardan da, 3000 kat daha serttir.
Elmas, kıymetli taşlar arasında en zor bulunanıdır. Elmas ne denli büyük olursa o denli nadidedir. Günümüzde çıkarılan elmasların ancak yarısı, mücevherlik taş değerindedir. Ülkemizde pek çok kimse, elmas ve pırlantanın iki farklı taş olduğunu zanneder, oysa ikisi de aynı taştır, yalnızca kesim şekilleri farklıdır.
Pırlanta, 1919'da Marcel Tolkowsky tarafından yaratılan kesime verilen isimdir. Bu kesimde ışık taşın içinde kırılır ve olağanüstü bir ateş ve parlaklık vererek geri yansır. Brillant kesiminde, pek çok değişik biçim elde etmek mümkündür. Ancak, 57 yüzeyli yuvarlak kesim, en çok kullanılan kesimdir. Fantazi kesim olarak adlandırılan diğer kesimler oval, damla, markiz, kalp, baget dikdörtgen kesimleridir.
Ülkemizde elmas kesim olarak bilinen kesim, dünyada Gül Kesim diye bilinir. Bu kesim, Türkiye'de yaygın olarak kullanılmış ve nesilden nesile aktarılmıştır. Antik dizaynlı mücevherlerde görülen gül kesimin altı düzdür ve 12 ila 37 arasında değişen cilalı yüzeyi (faseti) vardır.
Elmasa çarpan ışık sadece yüzeyden yansıdığı için, pırlantanın kesimden fışkıran ateş ve parlaklık gül kesimde bulunmaz

Her yaşta takıp takıştırıyoruz

Her yaşta takıp takıştırıyoruz
Takılar, özellikle de değerli taşlardan ve madenlerden yapılmış takılar, dikkatli ve bilinçli kullanılırsa, kadının güzelliğine güzellik katar. Bir de tabii uygun yaş zamanlarında, uygun takılar kullanmakta yarar var...
Eski devirlerde değerli takılar kadının serveti sayılır ve kilitli kasalarda, kutularda saklanır, çok önemli olaylar dışında pek kullanılmazdı. O değerli süs eşyalarının varlığı ve güvencede olduğunu bilmek, kadınlar için yeterliydi. O mücevherlerin varlığı kadınları hem gururlandırıyor, hem de rahatlatıyordu. Günümüzde, değerli takıları kutularda, kasalarda saklamak pek geçerli değil. Artık kadınlar işe giderken bile tektaş pırlanta yüzüklerini takabiliyorlar. Günümüzde takı kullanmak, ayakkabı ve elbise giymek kadar sıradan bir uygulama oldu. Fakat kadının rasgele takı seçmesi de yanlış bir uygulama. Tıpkı giyecekler gibi takıların da kadının yaşına ve yaşam stiline uyması gerekiyor. 20 yaşında bir genç kadının kullanabileceği takılarla, 60 yaşındaki büyükannesinin kullanması uygun olan takılar birbirlerinden çok farklı. İsterseniz dünyaca ünlü takı yaratıcılarının kadınların yaşlarına göre yaptıkları seçimlere bir göz atalım. Takılarınız için harcamayı göze aldığınız paranın miktarı sizi seçimde daha dikkatli olmaya zorlayabilir...
20’li yaşlardaki genç kızlara her türlü takının yakışacağını iddia etmek yanlış olur. İnce uzun boyunlu zarif bir genç kız, hiç çekinmeden boyunu saran kelepçe kolyeleri kullanabilir. Bu kolyelerin pahalı taşlardan yapılmış olmaları da gerekmiyor. Parlak renkli kristal boncuklarla bezenmiş kolyeler, genç boyunlara yakışır. Bu yaşlardaki bir genç kızın çok değerli taşlar kullanması biraz yadırganabilir.

30’larda sade takılar seçilmeli. Örneğin gümüş takıları kullanmanın en uygun dönemi 30'lu yaşlardır. Gümüş yüzükler, küpeler ve kolyeler bu yaşlardaki kadınlara çok yakışır. Küçük değerli taşlarla süslü yüzük ve küpeler de yadırganmaz. Bilezikler çok hoş bir görüntü yaratır. Gümüş sallantılı küpeler, bu yaşlardaki kadınları daha olgun gösterir. Kadının süslü ve etkileyici görünmek istediği yaşlar 40'lı yaşlardır. Başkalarının üzerinde etki yaratmak için her çareye başvurulur. Bu dönemde inci kolyeler, zümrüt, yakut, topaz gibi renkli ve değerli taşlardan yapılmış takılar kullanılabilir. Kolye, küpe, yüzük ve bilezikten oluşan takımlar olgunluk çağına giren kadınlara yakışır.

60’tan sonra az takı gerek
50’lerde kadınların özellikle boyunlarına çok dikkat etmeleri gerekiyor. Başka bir deyişle kolye konusunda çok titiz davranmalılar. Kadın, 50 yaşına geldiği zaman boynunda kırışıklar belirir. Dikkati başka tarafa çekmek için mümkün olduğu kadar az kolye kullanılmalı. Buna karşılık küpelere ağırlık verilmeli.
Ve 60’lı yaşlara gelindiğinde, makyajın da takının da fazlası tercih edilmemeli. Çok dikkat çekici olmaya gerek yok. Sade bir inci kolye, değerli taşlarla bezenmiş broşlar ve manevi değeri olan yüzükler, büyükannelik dönemine giren kadınlar için yeterlidir...

Elmas mercek altında

Elmas mercek altında
* En genç elmas 900 milyon yaşında.
* Mücevher kalitesine sahip en büyük elmas Güney Afrikada, 1905te bulunan Bir devekuşu yumurtası büyüklüğündeki Cullinan
* Elmas, kendinden sonra var olan en sert maddeden bile 58 kat sert.
* Kesim ve parlatma işlemlerinden sonra elmasın yüzde 44ü kayboluyor. Şekillendirme işlemi 4-5 gün sürüyor.
* Bugüne dek kesilip cilalanmış elmaslar bir araya getirilse iki katlı bir otobüs ancak dolar.
* Elmas sözcüğü eski Yunan dilinde fethedilemez anlamına gelen adamas kelimesinden geliyor.
* Elmasta büyüklüğünü belirten karat sözcüğü tarihte değerli taşların ölçümünde kullanılan keçiboynuzunun İngilizcesi carob treeden geliyor.

pırlanta tüketimi

pırlanta tüketimi
Tüm dünyada yılda 68 milyar dolarlık pırlanta mücevher satılıyor. Bu satışların yarısı Amerikada gerçekleşiyor.
* Dünyada yılda 13 milyar dolar değerinde ham elmas üretiliyor.
* ABDliler büyük ve orijinal tasarımlı küpe seviyor. Tek taş pırlanta ve alyansı aynı yüzükte buluşturan tasarımları kullanıyor.
* Japonların kulakları delik değildir. Bu yüzden ince, zarif kolye ve yüzük tercih ediyorlar.
* Avrupalı tüketici tek taş pırlantalı ürünleri beğeniyor.
* Türk tüketicilerin tercihleri de Avrupalılara benziyor. Türk tüketiciler ABDlilerden farklı olarak tek taş yüzüğü ve alyansı ayrı alıyor.
* Araplar, büyük mücevherleri tercih ediyor. Yüzük, kolye, küpe, bileklikten oluşan setleri kullanıyorlar.

Tek taşsız evlenmem

Tek taşsız evlenmem
Her ne kadar gelin adayları bilezik ya da Trabzon hasırı değil de tek taşsız evlenmem diyorsa da, İstanbul Kuyumcular Odası Başkanı Alaattin Kameroğlu pırlanta satışlarının altını etkilemediğini söylüyor. Geliri yüksek kesim, dizi ve reklamların da etkisiyle pırlantayı tercih ediyor. diyen Kameroğlu, kırsal kesimin hâlâ altına düşkün olduğunu belirtiyor. Atasay Kuyumculuk Genel Müdür Yardımcısı Haldun Ulutürke göreyse pırlanta artık sadece takı olarak değil aynı zamanda bir yatırım aracı olarak da görülüyor. Sertifikalı pırlanta dönemine girilmesiyle, elden çıkarılırken altından daha az kayba uğruyor. Bütün bunlar da tüketiciye güven veriyor. Ulutürk yeni kampanyaları, Tek taşsız kadın kalmayacak ile de sadece üst sosyo-ekonomik kesime değil alt-orta sınıfa da tek taş satmayı hedeflediklerini belirtiyor. Altını yeterince kullandı Türk halkı, şimdi pırlantaya bu kadar rağbet etmesi de biraz bundan. diyen Ulutürk, geleneklerin de yavaş yavaş değiştiğinin altını çiziyor. Nilin şarkısına gelince, Ulutürk, insanlarda bu şarkının bir farkındalık yarattığını ancak pırlantayı takan kadının yalnız olmadığını, çünkü pırlantanın birlikteliği sembolize ettiğini belirtiyor.
Peki neden pırlanta aşkı ifade ediyor? Avusturya arşidükü Maximillianın nişanı sırasında Burgonya düşesi Maryye pırlanta yüzük hediye etmesiyle 15. yüzyıldan bugüne dek aşkı ve bağlılığı simgeliyor. 1947 yılında ortaya atılan, 20. yüzyılın en iyi reklam sloganı seçilen
Pırlanta: Sonsuza kadar da bu bağlılığı belirtiyor.

Hediye ya da satın aldığınız tek taş pırlantanın gerçek değerini bilmek ister misiniz?

Hediye ya da satın aldığınız tek taş pırlantanın gerçek değerini bilmek ister misiniz?
Gemolog Martin Metin, “Ben yazılan değerlerin aynı olduğu bir taşa henüz rastlamadım. Alıcılar kazıklanıyor.” diyor.Tek taş pırlanta, özel günlerde en çok hediye edilen ürünlerin başında geliyor. Pırlanta pazarlayan firmaların özellikle televizyon dizilerine sponsor olmalarının ardından yaygınlık kazanan ‘tek taş’ pırlanta, neredeyse altının yerini almak üzere. Hatta Nil Karaibrahimgil’in ‘Sağ eller havaya/Pırlantalar buraya/Tek taşımı kendim aldım, tek başıma kendim taktım/Girmesinler havaya” parçasıyla birlikte pırlantanın parmaklardan sonra dillere düştüğü bile söylenebilir.Peki sevdiği insana ya da kendisine pırlanta almak isteyenlerin güvenli bir alışveriş yaptıklarını, tabiri caizse ‘kazıklanmadıklarını’ söyleyebilir miyiz? Aldığınız pırlantanın ne kadar değerli olduğunu nasıl anlayabilirsiniz?İşte bütün bu soruların cevabını merkezi New York’ta bulunan International Diamond Laboratory (IDL) şirketinin İstanbul’daki lisanslı laboratuvarında bulmanız mümkün. Şirketin dünyada izin verdiği tek kişi olan İstanbul doğumlu Martin Metin’in Cağaloğlu’nda açtığı Uluslararası Pırlanta Laboratuvarı, pırlantalara uluslararası geçerliliği olan sertifika veren tek yer.Belçika’da altı ay Gemoloji (değerli taş bilimi) üzerine, ardından ABD’de elmaslar üzerine eğitim alan ve sonrasında da Marmara Üniv. Takı Tasarım Meslek Yüksekokulu’nda öğretim görevlisi olarak çalışan Metin, Dokuz Eylül Üniversitesi ile bir protokol yaparak, kuyumculara özel bir kuruluş bünyesinde eğitim veren bir isim. Bu eğitimlerde 2 yıl içinde 1.500 kuyumcuya pırlanta eğitimi veren Metin, şimdi iki ortağıyla birlikte kuyumculardan gelen pırlantalara değer biçiyor ve taşların karnesini veriyor. Aldığınız bu sertifika yardımıyla pırlantanın fiyatını oluşturuyorsunuz. Artık dünyanın neresine giderseniz gidin taşınız bu değer üzerinden işlem görüyor.Şu an sadece kuyumcuların rağbet gösterip değer analizleri yaptırdıkları bu laboratuvarda kuyumcuların çok büyük hayal kırıklığı yaşadıklarını söyleyen Metin, “Getirdikleri pırlantaların çoğu değerinin altında çıkıyor. Hatta pırlanta diye aldıklarının çoğu pırlanta çıkmıyor, sahte çıkıyor. Ya da laboratuvarda oynanmış, kalitesi artırılmış taşlar geliyor. Piyasada sertifika ile satılan ve bana ulaşıp incelediğim pırlantaların doğruluk payı yüzde sıfır. Ben yazılan değerlerin aynı olduğu bir taşa henüz rastlamadım. Belki çok ahlaklı kuyumcular Anadolu’da vardır; ama yazık, pırlanta alanlar kazıklanıyor.” diyecek kadar da iddialı konuşuyor.8 ay önce açılan firmalarında yaklaşık 1.000 pırlantaya sertifika verdiklerini söyleyen Martin Metin, bu süre içerisinde satılan pırlanta sayısının milyonu bulmuş olacağına dikkat çekiyor. “Son kullanıcının pırlantanın değerini anlama şansı yok, onlar için üzülüyorum. Esnafa güvenmek zorundalar.” diyen Metin, Türkiye’de pırlanta alanında birçok suistimal olduğuna dikkat çekiyor. Perakendecilerin kendi sertifikalarını kendilerinin verdiğini, bunun ise sadece kendi mağazalarında geçerli olduğunu söyleyen Metin, “Bunun önüne geçip uluslararası nitelik ve çapta, her yerde geçen objektif bir sertifika vermek istiyoruz.” diyor.Kendilerine kuyumculardan gelen pırlantaların renk, temizlik, ağırlık ve kesim ölçümlerini uluslararası standartta yaparak vakumlu özel bir güvenlik sistemiyle ve sertifikalarıyla birlikte sunan dört kişilik IDL ekibi, elmas konusunda uzmanlığa sahip. Pırlanta konusunda müşterilerde yeni yeni bilinçlenme olduğunu belirten Martin Metin, kuyumcuların bazılarının müşteri talep edince çok az kısmının da güven satmak için sertifika almaya geldiklerini ifade ediyor. Kuyumculara tek veya toplu olarak bir hafta süren pırlanta eğitimi kursları da veren Metin, “Ben istesem tüccar da olurdum. Ama idealist davrandım. Eğitim veren tek kuruluşuz. Eğitim fiyatı kişi başı 400 dolar. Buradaki eğitimde sahte ve gerçek pırlanta ayrımı yapılabilir.Fiyatı biraz tahmin edilebilir.” diyor. Kısa bir zaman sonra son kullanıcıya da renkli taşlar ve pırlantalar konusunda eğitim vereceklerini söyleyen gemolog, ayrıca Darphane’nin Damga Matbaası’ndan “Özel Ayar Yetki Belgesi” aldıklarını ve yurtdışından ithal edilen bütün değerli taşların ekspertizini yaptıklarını kaydediyor.Peki kendiniz pırlantanın sertifikasını alabilir misiniz? Şu ana kadar tanınmadıkları için böyle bir isteğin kendilerine ulaşmadığını belirten Martin Metin, aynı ücret karşılığında gelenlere de sertifika vereceklerini söylüyor.

pırlanta sertifikası nedir

pırlanta sertifikası nedir
Nitelikleri belli olmayan pırlantaların mavi kopyaları çıkarılır. Toptancılar, perakendeciler ve tüketicilerin hepsi ya pırlantanın derecesini ya da pırlantaya dosyayı içeren bir onay belgesi olduğunu bilirler. Bu onay belgesinde, pırlantanın tam ölçüleri, ağırlığı ve genel kalite özellikleri ile ilgili bilgiler bulunur. Onay belgelerinde pırlantanın kendisine özgü karakteristiklerinin çok ayrıntılı bir açıklamasının yanı sıra taşın kimlik bilgileri de mevcuttur. Nitelikleri tam olarak bilinmeyen bir pırlanta satın aldığınızda, pırlantanın sizin için ideal olup olmadığını hakkında size bilgi veren bir derece raporuna sahip olmasına dikkat edin.
IDL
IDL (International Diamond Laboratory) uluslar arası pırlanta laboratuarı New York, Amerika merkezli bir laboratuardır. 'Diamonds are safe by IDL' (Pırlanta IDL ile güvende) sloganıyla pırlantalara sertifika veren IDL kar amacı olmayan objektif bir kuruluştur. Özel güvenlik sistemiyle verilen sertifikalar artık Türkiye'de de DİVİN ayrıcalığıyla satılmaya başlanmıştır.
GIA, HRD
GIA ve HRD, dünyanın en önde gelenlerinden birinci sınıf bir laboratuardır. GIA ve HRD' ye sunulan tüm pırlantaların güvenilir ve uygun bir derecelendirme işlemine tabi tutulacağından emin olunabilir. Burada pırlantaın tam derecesi, 3-6 farklı taş bilimcinin tek tek muayenesi sonucu belirlenir. HRD ve GIA derecelendirme raporları pırlanta dünyasında bağdaşırlığın ayırt edici niteliği olarak kabul edilmektedir. GIA tarafından iki çeşit rapor çıkarılmaktadır. En bilinen raporlardan birisi de, pırlantaın eksiksiz bir tanımını ve o taşın derece ayrı berraklık karakteristiklerinin grafiğini içeren tam içerikli GIA dokümanıdır. Bu rapor genellikle 1.00ct ve üstü pırlantalar için kullanılmaktadır. GIA tarafından çıkarılan diğer tür rapor ise çoğu zaman bir karatın altındaki pırlantaların için hazırlanan pırlanta Dosyasını içerir. Bu GIA Dosyasında derecelendirilen her bir pırlantanın kendisine özgü tüm detayları bulunmakla birlikte grafik çizimler normalde raporlarda görülmekte olup bunun yerini lazerle pırlantanın üzerine yazılan sicil numarası almıştır. Bu sicil numarası, pırlantanın çevresine lazerle yazılmış olup inklüzyon haritası olmayan pırlantaların tanım bilgilerini içermektedir. GIA, bu sayede küçük pırlantalar için tam rapor hazırlamak gibi bir külfetten kurtulduğu gibi aynı zamanda da taşın şemasını çıkarmak için harcayacağı zamandan da tasarruf etmektedir.

Tarihte Pırlanta elmas

Tarihte Pırlanta elmas
Tarihde birçok kültür elmasa farklı anlamlar yuklemiştir. Romalılar 'tanrının gözyaşları', Yunanlıar Eros'un okunun ucundaki taş, Hindistan kralları güç ve iktidar olarak algılamıştır bu mucizevi taşı. Günümüzün aksine eski çağlarda elmas sahibi olabilmek, bunu yenilmezlik ve sihrin bir parçası görmek yalnızca kral ve toplum liderlerinin tekelindeydi. Ayrıca elmas çıkarılan yerlerin sınırlı olması (yalnız Hindistan) ve madencilik tekniklerinin ilkelliği hem elmas miktarı hem de kalitesini olumsuz etkilemekteydi. Buna rağmen özellikle Hint Kralları sahip olduları bazı eşşiz elmaslarla (Idol Gözü, Kaplan Gözü, Goncolde Kraliçesi,Cennetin Aynası) kendi tahtlarını ve 'bahtlarını' korumuşlardır.İlk elmas madenin yine Hindistan'da M.Ö. 500 yıllarında faaliyet gösterdiği günümüz arkeolagları tarafından saptanmıştır. Avrupa ve Doğu Asya ticaret yollarının XV. ve XVI. yüzyıllarda önem kazanması ile bu değerli taş batıda bilinirlik kazanmış ve 'Aşk'la ilk ilişkilendirilmesi (1477'de Avustuya Arşidük'ü) yine Avrupa'da gerçekleşmiştir. Doğu ticaret yollarının buluşma noktalarından biri olan Venedik elmasın başkenti haline gelmiş ve bu sıfatını geçen yüzyılın başlarına kadar muhafaza etmiştir.Yeni dünya olarak adlandırılan Amerika'nın keşfi elmas için yeni bir çağın başlangıcı kabul edilir. 1729 yılında Brezilya'da bulunan zengin kaynaklar Hindistan tekelini kırmış ve arzın artışı elmasın yayılmasını hızlandırmıştır. XX. yüzyılda ise ilerleyen teknoloji ve yayılan sermayenin işbirliği tam olarak bir elmas 'çılgınlığı' yaşanmasına sebep oldu. Başta Afrika olmak üzere dünyanın çeşitli yerlerinde bulunan yeni maden yatakları (Borneo, Rusya, Congo Cumhuriyeti (Zaire), Botswana, Güney Afrika, Angola, Namibia, Ghana, Guinea, Sierra Leone, Zimbabwe, Guyana ve doğu Venezuella) günümüz pırlanta sektörünün şekillenmesi ve büyümesini sağlamıştır. Buna en son Kanada ve Avustralya'da bulunan kaynaklar eklenmiş ve yıllık 140 milyon karat yeryüzüne çıkarılır hale gelmiştir. (%49'u Afrika)Asıl önemli konu ise bu taşın Aşk ve Sadakatin simgesi haline nasıl geldiğidir. İlk olarak Avrupa aristokrasisi tarafından evlilik ve bağlanmanın simgesi olarak görülmüş ve değerli bir hediye olarak atfedilmiştir. Fakat pırlantanın yalnıca kısıtlı bir kesim tarafından elde edilebilmesi bu kültürün de sınırlı yayılımını beraberinde getirmiştir. XIX. yüzyılın sonunda Cecil Rhodes tarafından kurulan De Beers ise elmasın geniş kitlelere yayıma misyonunu üstlenmiş ve maden yataklarının %90'ını ele geçirerek tekel haline gelmiştir. Tekel olmanın gücünü kullanarak pırlantaya anlamlar yüklemiş ve bunları tarihsel gerçeklerle harmanlayıp sunmuştur. Özellikle elmasın eşşiz, sonsuz ve aşkın simgesi olmasına vurgular yapılmış ve bu her pırlantanın tek ve eşşiz olmasıyla ilişkilendirilmiştir.. Hakikaten bilinen en dayanıklı madenlerden biri olan elmas; ışıkla olan muhteşem dansı ve her pırlantanın kendine özgü estetik yapısıyla sevgiliye ve sevgiye adanacak en özel hediyedir.

Pırlanta Mıhlama

Pırlanta Mıhlama
Tırnaklı MıhlamaEn sık kullanılan mıhlama tekniğidir. Taşın tırnaklar üzerinde açılan çentiklere oturtulup sıkıştırılarak tırnaklar arasında sabitlenmesidir. Bu mıhlama şeklinde tırnak sayısı taşın şekline ve modele bağlı olarak değişmektedir. En sık kullanılan tırnak sayısı 4 ve 6 dır.Germe MıhlamaMontürün gerilme mukavemetinden faydalanılarak taşın montürün açık iki ucu arasında sıkıştırılarak sabitleme yöntemidir. Taş bu gerilim kuvveti dışında herhangi bir başka etkiye maruz kalmaz. Bu mıhlama türünün, gerilimi daha yükseltilmiş montürlerde uygulanması tercih edilir.Kanal MıhlamaKanal mıhlama şekli sırataş alyansların geleneksel tercihlerindendir. Taşların ilerleyebileceği bir yol açılmak suretiyle taşlar itilerek arka arkaya dizilir daha çok tam tur ya da yarım tur alyanslarda yada tek taşların yan taşlarındaki mıhlamalarda kullanılır.

Altın Nasıl Üretilir ?

  • Altın Nasıl Üretilir ?
    Keşif-Kazı Mühendislik-İnşa-Madencilik ve İşleme-Arıtma-Geri KazanmaKeşif: Kaşifler binlerce yıldır altın aramaktadırlar.Altın ilk kez nehir ve dere yataklarında bulunmuştur.1848'de California'daki büyük altına hücum hareketinden hafızalarda kalan,gözü pek altın arayıcılarının zaman zaman bellerine kadar suyun içindeki araştırmalarıdır.Bugün bile bazı altın arayıcıları hala uzak bölgelerde çabalamaktadır.
  • Altın hala bu yöntemle bulunabilir.Nehir yataklarındaki altına alüvyon altın denir.Fakat yıllar geçtikçe, çoğu altın yüzeye daha yakın yerlerde bulunmuştur. Bugün dünyanın büyüyen ihtiyaçlarını karşılamak için altın madencilikte çıkarılmak zorundadır. Altın kayaların damarlarında, bazen de yerin binlerce feet altında bulunmaktadır.Orada olduğunu nasıl bileceğiz? Madenin nerede olduğunu nasıl bileceğiz? Bugün altın keşfi geçmiştekinden daha farklı.Bu işlem en son teknolojiyi gerektirir. Bazen uzay istasyonlarında alınan dünyanın kızıl ötesi fotoğraflarıyla işe başlanır. Amerikan Jeolojik Araştırma,altın bulunabileceği muhtemel dünya yüzeyindeki farklı bölgeleri araştıran uzman jeologlar için bu tip haritaları çıkarmıştır.Bu bölgelerin yakın çekim hava fotoğrafları alınır ve dikkatlice analiz edilir.Neticede,kazı ekipmanları en vaat veren bölgeye gönderilir.Kazı ve Mühendislik: Delme işlemi için kullanılan aletler kayada altın olup olmadığını,hangi derinlikte olduğunu,kalitesini ve sınıfını öğrenebilmek için kayadan örnekler alırlar.Örnekler, laboratuarda kimyasal analize tabi tutulurlar.Kazma işlemi, tabakanın büyüklüğünü,derinlik ve kalitesini belirlemeye yardımcı olmak için bölgenin birçok yerinde tekrarlanır.Bu yolla bölgenin haritası çıkarıldıktan sonra, maden mühendisleri, altın madeninin değerinin, onu çıkarma ve işletmek için gerekli maliyetten fazla olup olmadığını araştırırlar.Daha sonra bu bölge için en iyi maden türünün nasıl olacağına karar verirler.Altın tabakasının derinlik, çevresindeki arazi,ulaşma ve çıkarma esnasındaki potansiyel zorluklar,suyun mevcudiyeti,bina ve yolların nereye konacağı ve son yıllarda büyük önem taşıyan doğal hayat ve çevreye etkisi gibi birçok konuyu hesaba katmak durumundadır.Maden mühendisleri,araştırmacılar,çevrebilimciler ve devlet görevlileriyle yakın temas halinde çalışırlar. Eğer altın tabakası, yüzeyden çok derinde değilse mühendisler genellikle açık bir maden ocağı tasarlar.Tabaka daha derinse, bir yeraltı madeni oluşturabilirler.Altının bulunması ve çıkarılması arasındaki süre 5 yıl kadar olabilir. Bu planlama ve işleme aşaması, ilk ons altın çıkarılmadan önce,yüz milyonlarca dolar gerektirebilecek kadar pahalı bir iştir.Madencilik ve İşleme
  • 1- Maden ocağı tasarlandıktan ve inşa edildikten sonra, patlama oluşturmak için delikler açılır ve cevherden alınan örnekler metalürjik karakterlerini ve sınıflarını belirlemek için incelenir. Kırılan kaya,verimlilik tiplerine göre işaretlenir.
  • 2- Metalürjik bileşimine dayanılarak, raportör,kamyon operatörlerine ,maden cevherini doğru işleme bölgesine taşıması için emir verir.A) Düşük kalite cevher, kabaca iri parçalar halinde kırılır. Bu parçalar dikkatli bir şekilde sıralanır.Sonra yığının üst yüzeyinden inceltilmiş siyanür solüsyonu dökülür.Solüsyon yığının içine süzülür ve siyanür altını eritir.İçinde erimiş altın bulunan solüsyon daha sonra toplanır.B) Yüksek kalitede cevher, toz haline getirildiği ezici bir makineye taşınır. Metalürjik özelliklerine dayanılarak, cevher 3 geri kazanma evresinden biri ile işlenir.
  • 1-Okside olmuş cevher,siyanür vasıtasıyla eritilir.
  • 2-Karbon içeren kırılmış cevher, içindeki kükürt ve karbonun yanması için, 1000 fahrenheit ?ten fazla bir ısıya tabi tutulur.
  • 3-Karbon içermeyen kırılmış cevher,oksitlenir. Bu yolla altın kükürt minerallerinden arındırılmış olur.
  • 4- İşlenmiş, yüksek kalite cevher, siyanürle işleme tabi tutulur. Daha sonra altın bu solüsyondan absorbe edilir. Geri kalan siyanür, yeniden kullanılır hale getirilir.
  • 5- Karbon yüklü altın, bir kaba konur.Burada altın kimyasal olarak karbondan sıyrılır.Arta kalan karbon da tekrar kullanılmak üzere geri kazanılır.
  • 6- Altın, elektrolize edilerek yada kimyasal yer değiştirme vasıtasıyla solüsyondan ayrıştırılır.
  • 7- Saf olmayan altın, %90'a varan altın içeren kalıplar halinde eritilir.Kalıplar daha sonra, 0,999.9 saf haline dönüşeceği dış rafineriye gönderilir.
  • Arıtma:
  • Arıtma, altını diğer metallerden ayırma ve temizleme işidir.Rafineriye giden altın ya geri kazanılacak bir hurda yada cevherden külçe haline gelecek değişim işlemin son sahnesindedir. Son arıtma işlemi normalde 2 adımdan oluşur;İlk önce ham altın eritilir.Eriyen metalin içinde klor, kabarcıklar halinde yükselir.Altının içindeki diğer metaller chloride dönüşür ve yüzeye çıkarlar.Bu işten %99.5 oranında saf altın üretilir.Altın, daha sonra pozitif elektrot içine dökülür.Pozitif elektrotlar, bir elektrolitik hücreye yerleştirilir.Akımın geçmesiyle %99.99 oranında saf altın negatif elektrotta toplanır.Çoğu altın ürünleri ve alaşımları için, başlangıç materyalleri olarak %99.99 oranındaAltın Eritmekte Kullanılan Grafit KazanlarGeri Kazanma: Her madenin belli bir ömrü vardır.Birkaç yıldan sonra mevcut altının büyük bir kısmı çıkarıldığında o maden tükenmiş sayılır. Eski zamanlarda, tükenmiş madenler öylece terk edilirlerdi.Ancak bugün durum değişmiştir.Sıkı çevresel ve madencilik standartları, üzerinde maden çıkarılan bölgenin yeniden verimli hale getirilmesi yada kendi doğal konumuna mümkün olduğunca uygun restore edilmesini öngörür. Geri kazanma için detaylı planlar daha maden kurma izni alma aşamasında devlet yetkililerine bildirir.Gelişimler çevre bilimciler ve mühendisler tarafından sürekli izlenir. Madenin çalıştırıldığı süre boyunca da doğal yaşamını ve özellikle soyu tükenmekte olan türleri korumak üzere sıkı ölçümler yapılır.Islak olanlar ve diğer doğal kaynaklar tamamen korum altına alınır ve madencilik çalışmasının bitmesinden az önce geri kazanma ile ilgili çalışmalarda başlar. Toprağın düzeltilmesi, bitki ve ağaçların dikilmesi.... gibi.Araziyi yeniden kazanma, günümüz madenciliğinin, o kadar önemli bir parçası haline gelmiştir ki, işlem bittiğinde o arazi üzerinde bir maden bulunduğunun anlaşılması neredeyse imkansızdır.Hatta bazı araziler bu işlemden sonra eskisinden çok daha güzel görünmektedir.Geri kazanma, altın madenciliğinin en son aşamasıdır.

Altın Tarihinde Önemli Dönemler

  • Altın Tarihinde Önemli Dönemler
    Altın tahminen ilk önce toprak yüzeyinde bulundu ve tarih öncesi insan tarafından bir alt olarak kullanıldı.Gelişmiş altın obje ve mücevherler arkeologlar tarafından
  • M.Ö 3000 yıllarında, güney Irak-Urdaki kraliyet mezarlarında bulunmuştur.Bunun gibi Perudaki CHAVİN uygarlığındaki Altın ustaları da
  • MÖ 1200 civarlarında altını döverek ve kabartma işlemiyle süs ve ziynet eşyaları yapıyorlardı.
  • MÖ-4000:Altın ilk kez orta ve doğu Avrupanın bazı bölümlerinde kullanıldı.
  • MÖ-3000:Mısırlılar altının diğer metallerle alaşımı ve yaprak şeklinde işlenmesi sanatında ustaydılar.
  • MÖ-1500:Şekel (miskal),orta doğuda altının standart ölçü birimi olarak kullanıldı.MÖ-1091:Altın Çinde bir para birimi olarak yasallaştırıldı.
  • MÖ-58 :Jullius Caesar Gaulde (Fransa) romanın borçlarını ödemek için yüklü bir miktar altına el koydu.MS-1100:Venedik , batı ve doğu arasında ticaret yolları üzerinde olması dünyanın önde gelen altın pazarı olma pozisyonunu korudu.
  • MS-1511:İspanya kralı Ferdinand kaşifleri Altın getirin! emriyle, batı yarıküreye yolladı.
  • MS-1717:Londra darphane amiri Isaac NEWTON altın fiyatlarını sabitledi bu iki yüzyıl sürdü.
  • MS-1787: İlk Amerikan altın parası, Ephraim Brasher tarafından basıldı.
  • MS-1833:Kuzey Carolina, ilk Birleşik Devletler altın hücumuna sahne oldu.Eyalet, 1828 e kadar PHLADELPHİAdaki Birleşik Devletler darphanesinin tüm altın paralarının yapımına kaynak oldu.
  • MS-1848: California altın hücumu, James Marshallın Amerikan Sacremento nehirlerinin birleşiminde, John Sutterın kereste fabrikasının yanındaki su yolunda ilk altın parçasını bulmasıyla başladı.
  • MS-1850:Californiadan dönen Edward Hammog Hargraves bir hafta içinde Avusturalya'da altın bulacağını tahmin etti ve oraya vardıktan bir hafta sonra Yeni Güney Gallerde altın buldu.
  • MS-1886:George Harison ,güney Afrikada ev yapmak için taşları kazarken altın buldu.
  • MS-1887:Glasgovlu doktorlar Robert ve William Forrest ve kimyager John S. Mac Arthur siyanür kullanarak altın çıkartma patendi aldılar.
  • MS- 1896:İki altın arayıcı kuzey Kanada'daki Klondike nehrinde balık avlarken altın buldu.Alaska Yucon bölgesinin güneyinde daha fazla altın bulunduğu söylentileri, 1898de 100 yılın son hücumu olan Alaska altın hücumu patlak verdi.
  • MS-1900:Birleşik Devletler, para birimleri için altın standartlarını benimsedi.
  • MS-1903:Engelhard derneği altını yüzeylere basmak için organik bir araç yaptılar önceleridekorasyonda kullanılan araç daha sonra mikro devre baskı teknolojisinin esası haline geldi.
  • MS-1922:Kral Tutancomonun
  • M.Ö(1352) mezarı, yaklaşık 1200 kglık tabutun ve yüzlerce altın objenin çıkarılabilmesi için açıldı.
  • MS-1927:Fransadaki tıbbi araştırmalar, altının romatizma tedavisinde değerli bir madde olduğunu kanıtladı.
  • MS-1933:Başkan Franklin D.Roosevelt altın ihracını yasakladı.Altının dolarla değişimini durdurdu. Amerikan halkına sahip oldukları tüm altınları teslim etmelerini söyledi ve altına günlük fiyatlar belirledi.MS-1934: Roosevelt ,altın fiyatlarını ons başına 35 $ olarak sabitledi.
  • MS-1935:Western Electric, AT&T telekomünikasyon ekipmanlarının şalterleri için, alaşım # 1i kullanıma sundu.(%69 altın,%25 gümüş,%6 platinyum)
  • MS-1947:İlk transistor AT&T BELL laboratuarlarında kuruldu.MS-1960:Kızılötesi yansımaları maksimize etmek üzere altın kaplı aynalar kullanılmak suretiyle lazer icat edildi.
  • MS-1961:Modern madencilik Nevada Carlin Trendde başladı.Bu Nevada yı ülkenin en büyük altın madencilik eyaleti yaptı.
  • MS-1968: Intel, altın devrelerle bağlı 1024 transistorlu bir mikroçip piyasaya sürdü.15 Martta ,altında uygulanan 35$lık sabit fiyat bırakarak serbest hale getirdi.
  • MS-1969:Altın kaplı başlıklar aydaki astronotların gözlerini güneş ışınlarından korumak için kullanıldı.(Apollo 11in aya inişi)
  • MS-1970:Işık tarafından üretilen elektronları toplamak için altın kullanan aygıtlar icat edildi.Video kameralar da dahil olmak üzere yüzlerce askeri ve sivil aletlerde kullanıldı.
  • MS-1971:Koloidal altın belirleme sistemi,İllinois Amersham Enstitüsü tarafından piyasaya sunuldu.Küçük altın kürecikleri, dünyanın dört bir yanındaki laboratuarlarında ,hastalıkların tedavisinde kullanılmak üzere, insan vücudundakiBelli proteinleri ve işlevlerini belirlemek için kullanıldı.
  • MS-1968: Intel, altın devrelerle bağlı 1024 transistorlu bir mikroçip piyasaya sürdü.15 Martta ,altında uygulanan 35$lık sabit fiyat bırakarak serbest hale getirdi.
  • MS-1969:Altın kaplı başlıklar aydaki astronotların gözlerini güneş ışınlarından korumak için kullanıldı.(Apollo 11in aya inişi)
  • MS-1970:Işık tarafından üretilen elektronları toplamak için altın kullanan aygıtlar icat edildi.Video kameralar da dahil olmak üzere yüzlerce askeri ve sivil aletlerde kullanıldı.
  • MS-1971:Koloidal altın belirleme sistemi,İllinois Amersham Enstitüsü tarafından piyasaya sunuldu.Küçük altın kürecikleri, dünyanın dört bir yanındaki laboratuarlarında ,hastalıkların tedavisinde kullanılmak üzere, insan vücudundakiBelli proteinleri ve işlevlerini belirlemek için kullanıldı.

Altın Bakımı Nasıl Yapılır

Altın Bakımı Nasıl Yapılır
Altın değerli olduğu kadar hassas bir madendir. Bu sebeple altın takılarınızı kullanırken dikkat etmeniz gereken çeşitli hususlar vardır:Günlük ev işleriniz yaptığınız sırada altın takılarınızı deterjan ve temizlik maddeleriyle temas etmemesi için çıkarınız.Tuz ve klorlu sulara temastan kaçınınız.(Havuz,deniz.)Altın takılarınızı darbe ve sürtünmelerden koruyunuz.Mücevherlerinizi kullanmadığınız zamanlarda yumuşak bir bez veya muhafaza kutusunda bulundurunuz.Ayrıca altın takılarınızı ılık suda sabun ve amonyakla kendi evinizde bakımını yapabilirsiniz.

Altında Ayar ve Renk

Altında Ayar ve Renk
Altının bazı özelliklerini değiştirmek için çeşitli alaşımları yapılır. Bu alaşımlar altının rengini belirler.Altın-gümüş alaşımları% 75 altın, % 25 gümüş alaşımı yeşil renkte olup mücevher yapımında kullanılır.% 40 altın % 60 gümüş alaşımı beyaz renkte ve serttir.Altın-palladyum alaşımıKolayca işlenebilir. En fazla sertlik gösterenler % 60-65 palladyum ihtiva edenlerdir. Düşük sıcaklıklardaki yüksek direnci sebebiyle potansiyometre yapımında kullanılır.Altın-nikel alaşımıMücevher yapımında kullanılan beyaz altının esasını teşkil eder. Bu alaşımda % 80 altın, % 16 nikel, % 3 çinko ve % 1 bakır kullanılır.Altın-bakır alaşımıPara basımında yaygın olarak kullanılır. Kolayca işlenebilir.Altın-bakır alaşımıKral suyu olarak da bilinir. Hacimce bir birim derişik nitrik asit ile üç birim derişik hidroklorik asitten oluşan karışımdan meydana gelir. Bu karışım altını çözebildiğinden altın suyu adı verilmiştir.Altın suyu (veya kral suyu), kimyasal çözme işlemlerinde bazı demir cevherlerini, fosfatlı kayaçları, curufları, nikel-krom alaşımlarını, antimonu, selenyumu ve civa, arsenik, kurşun ve kobalt sülfürleri, çözünürlüğü az olan sülfürleri çözmek için kullanılır.
Altın ayarı
Altının kimyadaki saflığı "yüzde" ile, mücevhercilikteki saflığı ise "karat veya "ayar terimleriyle ifade edilir. Buna göre 24 ayar (veya karat) altın % 100 saf altını, 22 ayar ise % 91, 6 saf altını ifade etmektedir. 22 ayar altının % 8,4 ü diğer metaller ile tamamlanmıştır. Altına gümüşün ilavesi yeşilimsi, nikel ve platinin ilavesi beyaz, çinkonun ilavesi sarı ve bakır ilavesi de bakır miktarına göre sarıdan kırmızıya kadar değişen renkler kazandırır.

Altın nedir

Altın nedir
Altın, parlak sarı rengi ve ışıltısıyla göz alan çok ağır bir metaldir. Üstelik kolay kolay tepkimeye girmeyen çok kararlı bir element olduğu için havadan ve sudan etkilenmez. Bu yüzden hiçbir zaman paslanmaz, kararmaz ve donuklaşmaz. Bir başka özelliği de saf haldeyken çok yumuşak olmasıdır; bu nedenle kolayca dövülerek biçimlendirilebilir. Ayrıca altın evliliğin ve bağlılığın sembolu haline gelmiş, bütün bu özellikleriyle tarih boyunca en değerli metallerden sayılmıştır.Altın Hakkındaki GerçeklerAltın binlerce yıldır,uygarlıkların sosyal ve ekonomik dokusunda önemli bir rol oynamıştır. Altın eşsiz bir özellikler kombinasyonu sunar. Bu özellikler onu, birçok ekonomik, endüstriyel ve tıbbi uygulamalarda yaşamsal önemi olan bir materyal yapmıştır.Bu özellikler;* Aşınmaya karşı direnç* Elektrik iletkenliği* Kolay işlenebilirlik* Kızılötesi (ısı) yansıtması* Termik iletkenlik ParaAltın ilk kez M.Ö 1091'de Çin'de,ipeğe alternatif bir değişim aracı olarak yasallaştırıldı. Altın, hala evrensel bir değişim aracı olarak kabul edilir.Dünyanın her yerinde milyonlarca insan, altını,enflasyona karşı bir engel,ekonomik ve politik dalgalanmalar esnasında basit ve güvenilir bir yatırım aracı olarak kullanmaya devam etmektedirler.Aşınmaya Karşı DirençAltın metallerin içinde en tepkimesiz olanıdır.Doğal ve endüstriyel çevre için tehlikesizdir.Altın, hiçbir zaman oksijenle (elementlerin en aktif olanlarından biridir) tepkimeye girmez.Bu onun patlamayacağını yada kararmayacağını gösterir.Elektrik İletkenliğiAltın tüm metallerin içinde elektriği en iyi ileten metaldir. Yüklenmiş partiküller elektrik akımı vasıtasıyla akarken, iletken metaller akımın engelsiz bir şekilde geçmesine olanak verir. Altın -55 °C'den +200°C'ye kadar çeşitlilik gösteren ısılarda çok küçük elektrik akımlarını bile iletebilme özelliğine sahiptir.Kolay İşlenebilirlikAltın tüm metallerin içinde en kolay şekillenebilir olanıdır.Kırılmadan çok ince teller haline getirilebilir.Sonuç olarak,tek bir ons altın 5 millik çok ince bir tel haline getirilebilir.Altın olağanüstü ince tabakalar halinde genişletilebilir veya şekillendirilebilir. 1 ons altın yaklaşık 10 metrekarelik bir tabaka haline dönüştürülebilir.Kızılötesi Işınları YansıtmasıAltın,kızılötesi enerjiyi en çok yansıtan, ışığı en az emen materyaldir. Saf altın kızılötesi ışınların %99'unu yansıtır.Termik İletkenlikAltın aynı zamanda termik enerji ve ısı için mükemmel bir iletkendir. Örneğin %35 altın içeren bir alaşım,ısının 3300 dereceye ulaşabildiği, uzay mekiklerinin ana motorlarının enjektörlerinde kullanılır.Altın alaşımı yüksek ısılara karşı koruma sağlayan en dayanıklı ve uzun ömürlü materyaldir.